Denge ve Uyum: Yeni Evlilere Öğütler

Denge ve Uyum: Yeni Evlilere Öğütler
### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Şüphesiz ki Allah refiktir (yumuşaktır), rıfkı sever ve sertliğe vermediği şeyleri rıfk ile muameleye verir." Bu hakikat, yeni evlilere öğütler konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden İbn Sina, ruh sağlığı ve bedensel huzur için mutlu bir aile ortamının şart olduğunu, stresin sevgiyle aşılabileceğini vurgular.

Ahlaki Tavsiye & Açıklama

### Psikolojik ve Bilimsel Destek John Gottman'ın çalışmalarına göre, mutlu evliliklerin sırrı büyük jestlerde değil, günlük hayattaki küçük "yönelme" (ilgi gösterme) anlarındadır. Dinimizin asırlar önce ortaya koyduğu bu güzel prensipler, günümüz bilim ve psikolojisi tarafından da hararetle desteklenmektedir. Eşler arasındaki merhamet, sabır ve güzel söz, modern bilimin de tavsiye ettiği sağlıklı iletişim yöntemleridir. **Pratik Tavsiye:** Bugün eşinize veya ailenize, onları anladığınızı hissettiren küçük bir iyilik yapın veya takdir edici bir söz söyleyin.

Daha Fazlası Cebinizde!

İslamda Evlilik Rehberi mobil uygulamamızı indirerek tüm ilmi tavsiyelere kesintisiz şekilde anında ulaşabilirsiniz.

Google Play'den alın
Kaynak / Alıntı: Müslim, Birr 77 | İbn Sina, El-Kanun fi't-Tıb
Yazar Mustafa Yücel

Yazar Mustafa Yücel

Kişisel Gelişim Uzmanı

Bireysel farkındalığın evliliğe olumlu yansımaları üzerine eğitimler verir.

Tüm Makalelerini Gör

Bu Yazıyı Paylaş

48.295 Kere Okundu

Ziyaretçi Yorumları (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapabilirsiniz!

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yapabilmek İçin Giriş Yapmalısınız

Fikirlerinizi paylaşmak ve topluluğumuzun bir parçası olmak için lütfen hesabınıza giriş yapın.

İlginizi Çekebilecek Diğer Tavsiyeler

Mutluluğun Sırrı: İslam'da Mutlu Evlilik
Aile İçi İletişim ve Çatışma Çözümü

Mutluluğun Sırrı: İslam'da Mutlu Evlilik

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Allah bir ailenin iyiliğini dilerse, aralarına rıfk (yumuşak huyluluk, nezaket) koyar." Bu hakikat, i̇slam'da mutlu evlilik konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Yunus Emre'nin "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım" dizesi, evlilikte uyum, empati ve iletişimin temel şifrelerini barındırır. ### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Kim bir kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter." Bu hakikat, i̇slam'da mutlu evlilik konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Sadi Şirazi der ki: "İyi, uyumlu ve güzel huylu bir eş, fakir bir adamı padişah yapar. Evlilikte zenginlik gönül zenginliğidir."

23.229
Gıybetin Tehlikesi Haram Lokma ve Kul Hakkı Uyarısı
Ailede Maneviyat ve İbadet

Gıybetin Tehlikesi Haram Lokma ve Kul Hakkı Uyarısı

Müslüman bir toplumun temel direkleri sevgi, saygı ve güven üzerine inşa edilir. Bu sağlam yapının en hassas bölgelerinden biri ise dildir. Dilin doğru ve hikmetle kullanılması, bireysel ve toplumsal huzurun anahtarıyken; kontrolsüzlüğü, fitnenin, ayrılığın ve en büyük günahlardan biri olan gıybetin kapılarını aralar. Gıybet, sadece boş bir lakırtıdan ibaret değildir; bir müslümanın arkasından, onun hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak, ayıplarını ifşa etmek veya başkalarıyla paylaşmaktır. Kuran-ı Kerim'de müslümanların birbirinin etini yemesi olarak tasvir edilen bu büyük günah, sadece derin bir kul hakkı ihlali olmakla kalmaz, aynı zamanda toplumdaki güveni, kardeşliği ve hatta kişinin kendi manevi bütünlüğünü zedeleyen yıkıcı bir hastalıktır. Bu derin yaranın iyileşmesi için öncelikle farkındalık, ardından samimi bir tövbe ve helalleşme kaçınılmazdır.Dilin Sorumluluğu ve Gıybetin Manevi AğırlığıPeygamber Efendimiz (s.a.v), müminlerin diline sahip çıkmasının önemini defalarca vurgulamıştır. İslam toplumunda her fert, birbirine karşı sorumluluk hisseder; kusurları örtmek ve iyilikleri yaymak esastır. Ne yazık ki, dilin kontrolsüzlüğü bazen en samimi iman iddiasının bile zayıflamasına neden olabilir. Ebu Umare künyesi ile meşhur olan sahabi (ki kendisi ayrıca Ebu Amr, Ebu’t-Tufeyl ve Ebu Ömer künyeleri ile de tanınır), Allah Resulü’nün (s.a.v) bu konudaki önemli uyarısını şöyle aktarır:Hz. Peygamber [s.a.v], evlerinde oturan hanımlara bile duyuracak derecede bize bir hutbe okuyarak şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle iman edip kalbiyle iman etmeyenler! Müslümanların gıybetini yapmayın, kusurlarını araştırmayın. Her kim kardeşinin kusurlarını araştırırsa, Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin içinde bile rezil eder.” (Kaynak: Ebu Davud, Edeb, 40; Taberanî, el-Mu’cemül Kebir, 11/186; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/420)Bu hadis-i şerif, imanın sadece dille ikrar etmekten ibaret olmadığını, kalbin de bu ikrara uygun bir tavır sergilemesi gerektiğini vurgular. Bir müslümanın kusurlarını araştırmak ve yaymak, aslında kendi maneviyatını kirletmekle eşdeğerdir. Allah Teâlâ, kullarının ayıplarını örtmeyi sever ve kullarından da bu ahlakı bekler. Ancak kim başkalarının ayıplarını açığa çıkarmaya çalışırsa, Cenab-ı Hak da onun gizli ayıplarını açığa çıkararak onu herkesin içinde veya kendi evinin dört duvarı arasında dahi rezil edebilir. Bu durum, gıybetin sadece dünyevi değil, uhrevi sonuçları itibarıyla da ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne serer. Çevremizde bazen şahit oluruz ki, başkalarının kusurlarını dillerine dolayanlar, hiç beklemedikleri bir anda kendi sırlarının ifşa olduğunu veya ummadıkları bir duruma düşerek itibar kaybı yaşadıklarını görürler. Bu, çoğu zaman ilahi bir ikazın veya cezanın tecellisidir.Tevbe Kapısı ve Gıybetin Ahiretteki YüküGıybetin ağırlığına rağmen, İslam rahmet dinidir ve tevbe kapısı her zaman açıktır. Ancak gıybet, Allah hakkının yanı sıra kul hakkına da girdiği için, sadece Allah'tan af dilemekle yetmez. Gıybetini yaptığı kişiden de helallik almak, onun gönlünü almak gerekir. Eğer bu mümkün değilse (örn: kişi vefat etmiş veya ulaşılamıyorsa), o zaman gıybetini yaptığı kişiye dua etmek, onun adına sadaka vermek ve samimi bir pişmanlıkla Rabbimize yönelmek gerekir. Unutulmamalıdır ki, bir kimsenin arkasından konuşulan her kötü söz, tartıda ağır bir günah yükü olarak karşımıza çıkacaktır. Hz. Musa (a.s)’ya yapılan bir vahiy, tevbenin önemini ve ilahi merhametin büyüklüğünü gösterir:Rivayete göre Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)’ya şöyle vahyetmiştir: “Kim gıybetten tevbe ederek ölürse, o cehenneme en son girecek kimsedir.”Bu rivayet, gıybetin ne kadar büyük bir günah olduğunu ve tevbenin bile tam anlamıyla tüm izleri silemeyebileceğini, ancak yine de cehennemden kurtuluş için bir umut kapısı olduğunu gösterir. Cehenneme en son girecek olmak bile, o günahın ne kadar ciddi bir vebal taşıdığını açıkça ifade etmektedir. Kul hakkı, mahşer gününde kişinin amellerinden alınarak hak sahibine verileceği, hatta kişinin sevapları yetmezse hak sahibinin günahlarının ona yükleneceği bir yükümlülüktür. Bu nedenle, tevbenin ardından kişinin kalbinde hissettiği pişmanlık ve bir daha yapmama azmi, bu manevi yükün hafiflemesine yardımcı olur. Modern hayatın getirdiği iletişim imkanları, bazen gıybetin daha hızlı yayılmasına sebep olabilir. Sosyal medyada yapılan yorumlar, dedikodular veya bir kişi hakkında uluorta konuşmalar da bu çerçevede değerlendirilmeli ve dilimizi korumak için daha fazla çaba sarf edilmelidir. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:“Ey insanlar! Allah’a karşı gelmekten sakının! Dilin gıybetini yapmayın!” (Kaynak: İbn Mâce, Zühd, 23; Tirmizî, Birr, 86)Orucun Ruhu ve Haram Lokma MeselesiGıybetin manevi âlemdeki yıkıcı etkisi, bazı rivayetlerde adeta somut bir şekilde tasvir edilir. Oruçlu iken gıybet etmenin, orucun tüm faziletini nasıl yok ettiğini anlatan şu hadise, gıybetin sadece sözden ibaret olmadığını, bilakis kişinin bedenini ve ruhunu nasıl kirlettiğini çarpıcı bir dille anlatır:Hz. Enes (r.a) dedi ki: Hz. Peygamber [s.a.v] bir gün oruç tutmayı emrederek şöyle buyurmuştur: “Sakın ben kendisine izin vermedikçe hiçbir kimse iftar etmesin.” Bunun üzerine halk oruç tutup akşamladı. İftar zamanı kişi gelir ve ‘Ey Allah’ın Resulü. Ben bugünü oruçlu geçirdim. İftar için bana izin ver’ derdi. Hz. Peygamber [s.a.v] de kendisine izin verirdi. Böylece biri diğerini takiben izin almaya gelirlerdi. En sonunda bir kişi geldi ve dedi ki: ‘Ey Allah’ın Resulü. Kureyş’ten iki genç kız oruç tutmuşlar, sana gelmekten utanıyorlar. İftar için kendilerine izin ver.’ Hz. Peygamber [s.a.v] adamdan yüz çevirdi, adam sözünü tekrarladı, Hz. Peygamber [s.a.v] yine onun sözüne kulak vermedi. Adam tekrar etti, bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Onların ikisi oruç tutmamıştır. Bütün gün halkın etini yiyen bir kişi nasıl oruçlu sayılır? Git onlara şöyle de eğer oruçlu iseler istifra etsinler.” Bunun üzerine adam onlara gelerek durumu haber verdi. Onlar istifra ettiler. Onların ağızlarından kan çıktı. Adam Hz. Peygamber [s.a.v]’e gelip haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, onlar bu kan parçasını karınlarında bıraksaydılar, ateş ikisini de yerdi.” (Kaynak: Beyhakî, Şuabu’l-İman, 6211; İbni Ebi’d-Dünya, Edebu Lisan 168.) Bir rivayette Hz. Peygamber [s.a.v] o kişiden yüz çevirdi, kişi sonra tekrar geldi ve ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah’a yemin ederim, onların ikisi de ölüme yaklaştılar’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber izin verdi.Bu tüyler ürpertici hadise, gıybetin mecazi anlamda nasıl bir et yeme günahı olduğunu ve orucun sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyar. Oruç, aynı zamanda azaların, özellikle de dilin günahlardan korunmasıdır. Bu iki kadının oruçlu oldukları halde insanların gıybetini yapmaları, oruçlarının manevi boyutunu tamamen ortadan kaldırmış, hatta onların midesinden kan gelmesine neden olmuştur. Bu durum, gıybetin fiziksel bir pislik gibi vücuda yerleştiğini ve ahirette de kişiyi ateşe sürükleyecek bir vebale dönüştüğünü sembolize eder. Tıpkı haram yoldan kazanılmış bir lokmanın bedeni ve ruhu kirlettiği gibi, gıybetle kazanılan günah da kalbi karartır ve manevi bir leke bırakır. Haram lokma, sadece boğazdan geçene değil, dilden çıkanlara da dikkat çekerek imanın ve ibadetlerin ruhunu korumanın ne denli önemli olduğunu gösterir. Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de gıybeti açıkça yasaklamıştır:Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (Hucurat Suresi, 49:12) (49:12)Gıybetten Korunma Yolları ve Ahlaki SorumluluklarPeygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu uyarıları, müminler için yol gösterici niteliktedir. Dilimizi kontrol altında tutmak, müslüman kardeşlerimizin ayıplarını örtmek, onların hakkında iyi niyet beslemek ve haklarında konuşmaktan kaçınmak, hem kişisel maneviyatımızı korumanın hem de toplumsal huzurun temelini oluşturur. Gıybet, sadece konuşanı değil, dinleyeni de günaha ortak eder. Bu nedenle gıybet edilen bir ortamdan uzaklaşmak veya gıybeti engellemek her müminin sorumluluğudur. Geçenlerde bir danışanımla yaptığımız sohbette, eşiyle arasındaki güven sorunlarının temelinde, eşinin sürekli arkadaşlarının aile yaşantılarının dedikodusunu yapmasının yattığını fark ettik. Eşi, kendisine, başkaları hakkında bu kadar rahat konuşabilen birinin, kendisi hakkında da aynısını yapabileceği düşüncesiyle güven duymakta zorlanıyordu. Bu örnek, gıybetin sadece gıybeti yapılan kişiye değil, bizzat gıybet edenin çevresindeki insanlara olan etkisini de gözler önüne seriyor.Peki, dilimizi gıybetten nasıl koruyabiliriz? İşte bazı pratik adımlar:Kendimizle Meşgul Olmak: Başkalarının kusurlarını araştırmak yerine, kendi eksikliklerimizi gidermeye odaklanmak, nefis muhasebesi yapmak.İyi Niyet Beslemek: İnsanlar hakkında hüsn-i zan beslemek, yani iyi düşünmek, su-i zandan (kötü düşünceden) kaçınmak.Ortamı Değiştirmek: Gıybetin yapıldığı ortamlardan uzaklaşmak veya konuyu değiştirmeye çalışmak.Uyarıda Bulunmak: Hikmetli ve nazik bir dille, gıybet eden kişiyi uyarmak.Dua Etmek: Dilimizi günahlardan korumak için Allah'tan yardım dilemek ve başkaları için hayır dua etmek.Müminler olarak birbirimizin ayıplarını örtmek, hatalarını bağışlamak ve geçmişin üzerine toprak atmak, gıybetin yayılmasını engelleyen önemli ahlaki erdemlerdendir. Her birimiz kendi kusurlarımızla meşgul olup, dilimizi hayra kullanırsak, Rabbimizin rızasını kazanabilir ve hem bu dünyada hem de ahirette huzura erişebiliriz. Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi:“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Kaynak: Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)Bu hadis, dilin kontrolünün sadece kişisel bir erdem değil, aynı zamanda imanın bir gereği olduğunu gösterir. Sözlerimizin ağırlığı, bazen yaptığımız en büyük ibadetlerden bile daha büyük bir etkiye sahip olabilir. Dilimizi korumak, sadece kendimize değil, tüm topluma yapılmış büyük bir iyiliktir. Konuşmadan önce durup düşünmek, söyleyeceğimiz sözün hayır mı, şer mi getireceğini sorgulamak, kalbi de dili de temiz tutmanın en etkili yoludur. Bu konuda daha fazla bilgi için iletişimin psikolojik etkileri üzerine makaleleri okumak faydalı olacaktır.

44.863
İslam'da Gerçek Mutluluğun Anahtarı Merhamet Sevgi ve Kanaat
Ailede Maneviyat ve İbadet

İslam'da Gerçek Mutluluğun Anahtarı Merhamet Sevgi ve Kanaat

Hayatın hızla aktığı bu çağda, gerçek ve kalıcı mutluluğu yakalamak birçok kişinin ana hedefi. Peki, bu derin arayışın cevapları nerede gizli? İslam, asırlardır insanlığa sunmuş olduğu evrensel prensiplerle, huzurlu bir iç dünyanın ve sağlıklı ilişkilerin kapılarını aralıyor. Merhamet, sevgi ve kanaat, yalnızca soyut kavramlar değil; aynı zamanda Rabbimizin bizlere emanet ettiği, yaşamı anlamlandıran ve güzelleştiren temel direklerdir. Bu değerler, fıtratımıza uygun bir yaşam sürmenin ve evliliği canlı tutmanın yollarını gösterir.İlahi Merhametin Yansıması: Rıfk ve Nezaketİslam, tüm öğretilerinde merhameti, sevgiyi ve karşılıklı anlayışı merkeze alır. Bu yaklaşımın temelinde Yüce Yaratıcı'nın sınırsız merhameti yatar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde bu ilahi gerçeği şöyle buyurur:Şüphesiz ki Allah refiktir (yumuşaktır), rıfkı sever ve sertliğe vermediği şeyleri rıfk ile muameleye verir.Bu kutlu söz, bizim için merhamet, sevgi ve kanaat konusunda en temel yol haritasıdır. Cenab-ı Hakk'ın rıfk (yumuşaklık) ve nezaket sahibi oluşu, bizlere de hayatın her alanında, özellikle evlilik ve aile hayatımızda bu vasıfları kuşanmamız gerektiğini hatırlatır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, insanoğlunun fıtratı korumak ve iç huzuru bulmak için ihtiyaç duyduğu dengeyle tam bir uyum içindedir. Eşler arasındaki iletişimde, çocuklarla olan ilişkilerde ve hatta komşuluk haklarında dahi bu ilahi nezaket ilkesi belirleyici olmalıdır.Alimlerin Dilinden Evlilikte Uyum ve AnlayışAsırlardır ilim ve irfan geleneğimizin ışığı altında yetişen büyükler, bu temel değerleri bizlere en hikmetli sözlerle aktarmışlardır. Anadolu'nun gönül mimarı Yunus Emre'nin şu dizeleri, özellikle evlilikte ve diğer tüm insani ilişkilerde uyumun, empatinin ve sağlıklı iletişimin temel şifrelerini barındırır:Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım.Bu çağrı, eşlerin birbirini anlamaya, tanımaya ve hayatı kolaylaştırmaya odaklanması gerektiğini vurgular. Evlilik, sadece iki kişinin bir araya gelmesi değil, aynı zamanda iki farklı dünyanın birbiriyle kaynaşmasıdır. Bu kaynaşmayı kolaylaştıran yegâne güç ise karşılıklı sevgi, merhamet ve anlayıştır. Kanaat ise, elimizdekiyle yetinme ve şükretme bilinciyle, huzursuzluk ve tatminsizlik girdabından kurtuluşun anahtarıdır.Modern Bilim ve Psikolojinin İslami Prensiplere OnayıGünümüz bilim ve psikolojisi de, asırlar önce dinimizin ortaya koyduğu bu güzel prensipleri hararetle desteklemektedir. Ünlü psikolog John Gottman'ın yaptığı çalışmalar, mutlu ve uzun soluklu evliliklerin sırrının büyük jestlerde veya pahalı hediyelerde değil, günlük hayattaki küçük ama samimi "yönelme" (ilgi gösterme) anlarında yattığını göstermektedir. Birbirine yönelmek, eşinin söylediklerini dinlemek, onun duygularına karşılık vermek ve küçük ihtiyaçlarına cevap vermek demektir.Dinimizin tavsiye ettiği eşler arasındaki merhamet, sabır ve güzel söz; modern bilimin de sağlıklı ve sürdürülebilir iletişimin temel direkleri olarak kabul ettiği yöntemlerdir. Sevgi dolu bir dokunuş, takdir edici bir söz, anlayışlı bir bakış; tüm bunlar, Peygamberimizin sünnetinde ve İslam ahlakında derin kökleri olan, ilişkileri güçlendiren ve kalpleri birbirine bağlayan eylemlerdir. Kanaat ise, var olan nimetlerin kıymetini bilmek, helal dairesinde bir yaşam sürmek ve fani olan dünyanın geçici süslerine takılıp kalmamaktır. Bu denge, hem bireysel hem de toplumsal huzurun vazgeçilmezidir.

27.754
Nebevi Metotla Eşlerin Görev ve Sorumlulukları
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Nebevi Metotla Eşlerin Görev ve Sorumlulukları

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Kişinin eşinin ağzına koyduğu bir lokma dahi sadakadır." Bu hakikat, eşlerin görev ve sorumlulukları konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden İmam Gazali der ki: "Evlilikte huzur, karşılıklı haklara riayet etmek ve eşinin eziyetlerine sabretmekle mümkündür. Sabır, evliliğin en sağlam kalesidir."

35.496
Ailede Sevgi Dilinin Gücü ve Dil Afetlerinden Korunma
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Ailede Sevgi Dilinin Gücü ve Dil Afetlerinden Korunma

Bir yuvayı ayakta tutan sağlam temellerin başında, şüphesiz eşler arasındaki iletişim ve sevgi dili gelir. Sözler, ya kalpleri şifaya kavuşturur ya da derin yaralar açar. Günlük hayatın koşuşturmacasında, eşimize, çocuklarımıza ya da diğer aile fertlerimize karşı kullandığımız dilin ne denli kritik bir öneme sahip olduğunu çoğu zaman gözden kaçırırız. Oysa ki İslam, aile hayatının her bir zerresine ilahi bir nizam ve nebevi bir nezaketle dokunarak, sözün kıymetini asırlar öncesinden bizlere fısıldamıştır.İlahi ve Nebevi Rehberlikİslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. Peygamber Efendimiz (sav), sözlerin ve davranışların aile içi huzurdaki rolünü vurgulayarak bizlere en güzel örnek olmuştur. Ailemizle olan münasebetlerimizde rehberimiz, O'nun (sav) mübarek hayatıdır. Nasıl ki su, toprağın can damarı ise, ailede de güzel sözler, merhamet ve anlayış, ilişkinin can damarıdır.Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Müslüman, elinden ve dilinden (zarar vermediği) Müslümanların emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Îmân 4; Müslim, Îmân 14)Bu hadis-i şerif, dilin sadece dışarıdaki insanlar için değil, bilhassa ev içindeki fertler için ne kadar dikkatle kullanılması gerektiğini bizlere işaret etmektedir. Birçoğumuz dışarıda nezaketi elden bırakmazken, evde en sevdiklerimize karşı tahammülümüzün azaldığına şahit oluruz. Oysa ki gerçek Müslümanlık, en yakınına karşı gösterilen nezaket ve merhametle başlar. Dilin afetlerinden korunmak, aile bağlarını güçlendirmenin ilk adımıdır. Kimi zaman küçük bir alaycı söz, kimi zaman kırıcı bir eleştiri, telafisi zor yaralar açabilir. Aile fertleri arasında gıybetin ve kusur araştırmanın ne denli yıkıcı olduğunu Gıybetin Tehlikeleri İslam'da Dedikodunun Ağır Sonuçları adlı yazımızda da detaylıca incelemiştik. Unutmayalım ki, Peygamberimiz (sav), eşine karşı en güzel davranan, en nazik konuşan insandı.Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Hikmetlerİslam büyükleri, aile hayatının manevi boyutuna her zaman özel bir vurgu yapmışlardır. Onların sözleri, asırlar öncesinden günümüz ailelerine ışık tutmaya devam etmektedir. Ünlü İslam âlimi İmam Gazali, eşler arasındaki huzurun temel taşlarını şöyle tarif eder:İmam Gazali der ki: "Evlilikte huzur, karşılıklı haklara riayet etmek ve eşinin eziyetlerine sabretmekle mümkündür. Sabır, evliliğin en sağlam kalesidir."İmam Gazali'nin bu hikmetli sözü, sabrın sadece zor zamanlarda değil, bilakis günlük iletişimde de ne denli hayati olduğunu gösterir. Evlilikte 'dil belası' olarak nitelendirdiğimiz kırıcı sözler, eleştirel yaklaşımlar veya anlayışsız tavırlar karşısında gösterilen sabır, ilişkinin sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlar. Sabır, sadece pasif bir bekleyiş değil, aynı zamanda olgunlukla tepki verme, anlayış gösterme ve affetme yeteneğidir. Hataları ve eksikleri görmezden gelmek değil, onları yapıcı bir şekilde ele almak ve eşimize bu süreçte destek olmaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:"(Ey Muhammed!) Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) sözün en güzelini söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Şüphesiz şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır." İsrâ Sûresi 53. AyetBu ayet, ailemizde dahi sözlerin özenle seçilmesi gerektiğinin ilahi bir uyarısıdır. Şeytan, aile bireyleri arasına nifak sokmak için en zayıf noktamız olan dilimizi kullanmaya çalışır. Güzel söz, bu şeytani fısıltılara karşı en güçlü kalkanımızdır.Modern Psikolojinin Aynasında Aile İletişimiModern psikoloji, eşler arasında "aktif dinleme" ve "empati"nin stres hormonlarını azalttığını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini kanıtlamıştır. Dinimizin asırlar önce ortaya koyduğu bu güzel prensipler, günümüz bilim ve psikolojisi tarafından da hararetle desteklenmektedir. Eşler arasındaki merhamet, sabır ve güzel söz, modern bilimin de tavsiye ettiği sağlıklı iletişim yöntemleridir.Örneğin, bilişsel davranışçı terapi (BDT) yaklaşımlarında sıkça üzerinde durulan "otomatik düşünceler" ve "bilişsel çarpıtmalar", eşler arası yanlış anlaşılmaların ve dil afetlerinin temelini oluşturabilir. Bir tarafın iyi niyetli bir sözü, diğer tarafça çarpıtılmış bir şekilde algılanabilir ve bu da gereksiz gerilimlere yol açar. Bu tür durumlarda, karşılıklı olarak aktif dinleme ve empati, bu bilişsel çarpıtmaları fark etmemize ve iletişimi daha sağlıklı bir zemine oturtmamıza yardımcı olur. Geçenlerde bir danışanımla konuşurken, eşinin 'Bugün çok yorgun görünüyorsun' sözünü 'Beni çirkin buluyor' şeklinde yorumladığını fark ettik. Bu basit yanlış anlama, saatler süren bir sessizliğe ve kırgınlığa neden olmuştu. Oysa eşinin niyeti sadece merhamet ve ilgi göstermekti.Ayrıca, bağlanma stilleri teorisi de aile içi iletişimde önemli ipuçları sunar. Güvenli bağlanma sergileyen bireyler, genellikle çatışmaları daha yapıcı bir şekilde ele alırken, kaygılı veya kaçıngan bağlanma stillerine sahip olanlar, sözlü iletişimde zorlanabilir ve kırıcı bir dil kullanmaya daha meyilli olabilirler. Bu durumların farkında olmak, eşimizin dilinden çıkan sözlerin ardındaki asıl ihtiyacı veya korkuyu anlamamıza yardımcı olur. Eşler, birbirlerini dinlerken sadece kelimeleri değil, aynı zamanda ses tonunu, beden dilini ve duygusal arka planı da göz önünde bulundurmalıdır. Aile içi iletişim sorunları ve çözümleri üzerine birçok psikolojik kaynak bu konuyu detaylandırmaktadır.Dil Afetlerinden Korunmanın Pratik YollarıAileyi ayakta tutan değerlerden biri olan dilin doğru kullanımı, sadece teorik bilgiyle değil, pratik adımlarla da sağlanabilir. Sözlerin birer tohum olduğunu ve ektiğimiz her tohumun bir gün meyve vereceğini unutmamak gerekir. Kırıcı sözler diken, güzel sözler ise güller yetiştirir.Düşünmeden Konuşmama Prensibi: Söyleyeceğimiz sözü içimizde tartmak, "Bu söz eşime nasıl hissettirir?" diye düşünmek, birçok dil afetinin önüne geçer. Bir anlık öfkeyle söylenen sözler, ömür boyu pişmanlığa neden olabilir.Şefkat Dili Kullanımı: Eleştiri yerine yapıcı geri bildirimler vermek, suçlayıcı değil, "ben diliyle" konuşmak (Örn: "Sen beni üzüyorsun" yerine "Ben şu durumda üzülüyorum"), eşler arasındaki empatik bağı güçlendirir.Teşekkür ve Takdir: Eşimizin ve aile fertlerimizin küçük veya büyük her türlü çabasını fark etmek ve bunu dile getirmek, onların motivasyonunu artırır ve aranızdaki sevgi bağını pekiştirir. "Ellerine sağlık", "Çok düşüncelisin", "Seninle gurur duyuyorum" gibi ifadeler, ailede pozitif bir atmosfer yaratır.Affetme Kültürü: Hatalar karşısında hemen yargılamak yerine, affetmeyi ve bağışlamayı tercih etmek, aile içi gerilimi azaltır. Kusurları örtmek, Allah'ın da sevdiği bir davranıştır ve ailede huzuru artıran en önemli etkenlerdendir.Sabır ve Hoşgörü: Her insanın hataları ve kusurları olabileceğini kabul etmek, küçük meseleleri büyütmemek, sabırla ve hoşgörüyle yaklaşmak, aile bağlarını çelikleştirir.Modern çağın getirdiği yoğunlukta, eşler arasında sessizlik veya yanlış anlaşılmaların arttığını gözlemliyoruz. Birçoğumuz evlerimizde bile cep telefonlarımıza gömülmüşken, birbirimizle gerçekten konuşmayı unutuyoruz. Oysa Evlilikte Samimiyetin Reçetesi Gönülden Sohbet, bir ailenin en temel ihtiyaçlarından biridir. Günün sonunda beş dakikalık bile olsa, birbirinize göz teması kurarak, içtenlikle dertleşmek, tüm yorgunlukları alıp götürecektir.

31.944
Evlilikte Haklı Çıkma Arzusunu Yenmek
İslami Evlilik ve Aile Hukuku

Evlilikte Haklı Çıkma Arzusunu Yenmek

İnsan ilişkilerinin en hassas imtihanlarından biri, bir başkasının hatasını veya yanlış düşündüğü bir hususu fark ettiğimiz o ilk saniyede başlar. İçimizden gelen güçlü bir dürtü, bizi o hatayı düzeltmeye, karşı tarafın eksiğini yüzüne vurmaya ve kendi bilgimizi ispat etmeye zorlar. Ancak bu dürtüye teslim olmak, samimi bir düzeltme çabasından ziyade, nefsin gizli bir üstünlük kurma arzusundan beslenir. İletişimde sürekli haklı çıkma hırsı, muhatabımızı kazanmak yerine aradaki bütün samimiyet köprülerini yıkan en büyük manevi engellerden biridir.Öfkeyi Körükleyen Tartışma SarmalıGündelik hayatta ikili ilişkilerde sıkça karşılaştığımız üzere, münakaşalar nadiren bir gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet eder. Çoğu zaman taraflar kendi tezlerini savunurken öfkeyi kabartmaktan, kendisine itiraz edilen kişinin konuşmasını -ister hak, ister batıl olsun- mümkün olduğu kadar takviye etmeye teşvik etmekten uzak değildir. Kendisine itiraz edilen kişi aklına gelen her şey ile itiraz edeni tenkit eder. Böylece iki tartışmacının arasında şiddet gittikçe kızışır. Tıpkı birbirine hırlayan iki köpeğin arasındaki sürtüşmenin kızışması gibi... Onların her biri diğerini ısırmaya fırsat kollar. Ceza bakımından daha büyük ve arkadaşını susturmak hususunda daha kuvvetli çıkışlara yeltenir. Bu durum, kalbin manevi duruluğunu tamamen gölgeler ve insanı kendi egosunun esiri haline getirir.Nefsteki Yırtıcı Sıfatı Kırmakİletişimimizi çıkmaza sokan bu yıkıcı sarmalın tedavisi ise, kendi faziletini belirtmeye zorlayan, başkasını kusurlu ve eksik göstermeye iten yırtıcılık sıfatını kırmaktır. Nitekim bu, kibir, ucub yani kendini beğenme ve öfkenin kötülüğünü anlattığımız manevi terbiye esaslarında açıkça görülmektedir. Çünkü her manevi hastalığın tedavisi, onun sebebini kökten silmekle olur. İlişkilerde sürekli itiraz ve münakaşa etmek ise bizim bahsettiğimiz bu gizli kibir ve kendini üstün görme hastalığından kaynaklanır. Sonra ona devam etmek de onu insanoğlunda âdet ve tabiat haline getirir! Öyle ki, artık bu hastalık nefiste yerleşir ve bu hastalığa karşı sabretmek artık zorlaşır. Bir kere bu alışkanlık yerleştiğinde, insan her mecliste muhalefet edecek bir nokta aramaya başlar.Büyük Alimlerin Dilinden Münakaşa Mücadelesiİslam büyükleri, dilin bu sinsi afetine karşı her zaman tetikte olmuşlar ve talebelerini de bu yönde eğitmişlerdir. Fıkhın büyük dehası Ebu Hanife ile onun takva abidesi talebesi Davud et-Tai arasında geçen şu ibretli diyalog, nefisle mücadelenin ne kadar çetin olduğunu gözler önüne serer:Ebu Hanife (rh.) Şöyle sordu: “Sen neden inzivaya çekilmeyi seçtin?” Davud et-Tai: “Münakaşayı terk etmek suretiyle nefsimle mücadele etmek için inzivayı seçtim.” Ebu Hanife: “Meclise gel. Söylenilen sözü dinle. Konuşma.” Davud et-Tai: “Ben bunu yaptım. Bana bundan daha güç gelen bir mücahede görmedim.”Bir mecliste bulunup da hatalı veya eksik bir sözü duyduğu halde, kendi bilgisine mağrur olmayıp susabilmek, nefse adeta ağır bir yük gibi gelir. Hakikat Hz. Davud (a.s)’ın (İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Hem peygamber, hem sultan, yani hükümdardı.) dediği gibidir. Çünkü başkasının yanlışını gören bir kimsenin, o yanlışı düzeltmeye veya belirtmeye gücü olduğu halde, orada sabretmesi cidden zordur. Bu zorluğa sabretmenin mükafatını ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu müjdeyle bizlere duyurmuştur:“Haklı olduğu hâlde bile çekişmeyi (münakaşayı) bırakan kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim.” (Ebu Davud, Edeb 7, Hadis No: 4800)Tartışma Arzusunu Kontrol Altına Almanın Pratik YollarıGündelik yaşamda veya aile içinde fikir ayrılıkları yaşadığımızda, kendimizi kontrol altında tutmak ve dili muhafaza etmek için uygulayabileceğimiz bazı somut adımlar şunlardır:Niyetinizi Sorgulayın: Bir hatayı düzeltmeye yeltenirken amacınızın hakkı ortaya çıkarmak mı, yoksa kendi bilginizi kanıtlayıp nefsinizi tatmin etmek mi olduğunu kendinize dürüstçe sorun.Yumuşak Bir Üslup Seçin: Eğer bir konunun doğrusunu anlatmak elzem ise, bunu kırıcı ve yargılayıcı ifadelerle değil, nezaket çerçevesinde ve incitmeden dile getirin.Duraklama Kuralını Uygulayın: Karşı taraftan hoşunuza gitmeyen bir fikir duyduğunuzda hemen cevap vermeyin; derin bir nefes alıp üç saniye beklemek refleksif öfkeyi dindirecektir.Sessizliğin Gücüne İnanın: Haklı olduğunuz durumlarda dahi tartışmanın uzayacağını hissettiğiniz an konuyu tatlıya bağlayıp geri çekilmeyi manevi bir kazanç olarak görün.

23.506
Mutluluğun Sırrı: Okumaya Teşvik
İslami Evlilik ve Aile Hukuku

Mutluluğun Sırrı: Okumaya Teşvik

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Mümin erkek, mümin kadına kızmasın. Onun bir huyunu beğenmezse, başka bir huyunu beğenir." Bu hakikat, okumaya teşvik konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden İmam Gazali der ki: "Evlilikte huzur, karşılıklı haklara riayet etmek ve eşinin eziyetlerine sabretmekle mümkündür. Sabır, evliliğin en sağlam kalesidir."

43.372
Yuvanın Huzuru Helal Rızık ve Eşlerin Sadakatiyle İnşa Edilir
Ailede Maneviyat ve İbadet

Yuvanın Huzuru Helal Rızık ve Eşlerin Sadakatiyle İnşa Edilir

Bir aileyi ayakta tutan, onu hayatın fırtınalarına karşı sarsılmaz bir kale gibi kılan temel dinamik, çoğu zaman gözle görünmez ama ruhu besleyen manevi harçtır. Günümüz dünyasında evliliğin başarısı, maddi kazanımlar, kariyer basamakları veya lüks tüketimle ölçülmeye çalışılsa da, aslında asıl huzur ve bereket, o yuvanın içine giren rızkın saflığında gizlidir. İslam inancında eşlerin birbirine karşı en büyük sorumluluğu, sadece dünyevi ihtiyaçları gidermekle sınırlı değildir; birbirlerinin ahiretini kurtaracak, cennet yolunda birbirine yoldaş olacak birer rehber olmaktır. Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri, sahabe hanımlarının eşlerini evden gönderirken sarf ettikleri anlamlı sözlerdir: 'Aman efendimiz! Allah'tan kork, sakın evimize haram lokma getirme! Biz dünyada her türlü açlığa ve sıkıntıya katlanırız, ancak âhirette Cehennem azâbına dayanamayız.' Bu uyarılar, bir hanımın eşine verebileceği en büyük manevi destek ve en derin sadakat göstergesidir. Nitekim çiftlerin hayat kalitesini artıran en önemli unsurlardan biri, evlilikte huzur ve bereketi yakalamanın İslami ve psikolojik yolları hususunda bilinçlenmek ve rızkın kaynağını temiz tutmaktır.Aile terapilerinde ve evlilik danışmanlığı süreçlerinde sıkça şahit olduğumuz bir gerçek var: ilişkilerdeki güvensizliklerin ve sürekli tekrarlayan tartışmaların altında bazen sadece iletişim eksikliği değil, aile bütçesindeki bereketsizlik ve haksız kazançlar yatmaktadır. Modern psikoloji, güvenin ilişkiler için temel bir yapı taşı olduğunu vurgular; tıpkı bir evin sağlam bir temel üzerine inşa edilmesi gibi, evlilik de sarsılmaz bir güven üzerine kurulur. Bu güven duvarının inşasında, eşlerin birbirine duyduğu itimat ve eve giren rızkın dürüstlüğü doğrudan birbiriyle ilişkilidir. Zira helal kazanç, sadece maddi bir kazanım değil, aynı zamanda manevi bir güvencedir.Helal Lokmanın Aile İçindeki Bereket Sırrı ve Toplumsal YansımalarıPek çok insan, hayatındaki maddi zorlukların veya aile içindeki huzursuzlukların sebeplerini dış faktörlerde ararken, nadiren eve giren rızkın kaynağını sorgular. Oysa İslam ahlakına göre, haram lokma sadece mideye değil, kalplere ve ruhlara da zehir saçar. Aile içinde huzursuzlukların baş gösterdiği anlarda, rızkın kaynağını sorgulamak bu yüzden büyük önem taşır. Haram lokma, aile bireyleri arasındaki muhabbet bağını zayıflatır, aralarına soğukluk katar ve manevi bir ağırlık oluşturur. Toplumumuzda boşanmaların veya aile içi çatışmaların altında yatan nedenlere bakıldığında, maddi sıkıntıların ve bu sıkıntıları aşmak için girilen şüpheli yolların ilişkileri yıprattığına şahit oluruz. Oysa helal rızık, evin içerisine neşe, sabır, kanaat ve muhabbet getirir. Eşler arasındaki bağ, dürüstlük ve güvenle perçinlendiğinde zorluklara karşı dik durmak çok daha kolay bir hale gelir. Zira kazanca karışan en küçük bir şüphe, tıpkı gıybetin tehlikesi haram lokma ve kul hakkı uyarısı niteliğindeki manevi tehlikeler gibi, hanenin huzurunu baltalar ve aile bağlarını gevşetir.Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder." (Müslim, Zekât, 65)Allah Teâlâ’nın temiz rızkı emretmesi, evlerimizin bereketlenmesi ve ailemizin huzur bulması içindir. Peki, evdeki bereketi korumak ve helal rızkı ailemizin merkezine yerleştirmek için pratik hayatta uygulanabilecek bazı temel adımlar nelerdir?Kazancın her kuruşunun dürüst, şeffaf ve alın teriyle kazanılmasına azami özen göstermek ve bu konuda asla taviz vermemek.Maddi zorluk anlarında eşlerin birbirine sitem etmek yerine, sabır, kanaat ve tevekkül ile kenetlenmesi, birbirlerine destek olması.Sofraya otururken ve kalkarken şükrü dil ve kalple ikrar etmek, yemeğin yalnızca bir besin değil, aynı zamanda Allah'tan bir lütuf olduğu bilincini çocuklara aşılamak.Şüpheli kazanç yollarından, hileden, faizden ve kul hakkı ihtiva eden her türlü işlemden uzak durarak, ailenin rızkını riske atmamak.Kendi evliliğimden ve çevremdeki mutlu çiftlerden edindiğim gözlemlerime göre, helal rızık konusunda gösterilen hassasiyet, eşler arasındaki karşılıklı saygı ve güveni artırırken, beklenmedik maddi ve manevi kapılar açmaktadır. Bir keresinde, yeni evli genç bir çiftin maddi sıkıntılar yüzünden bunaldığını ve helal dairesi içinde kalarak nasıl ayakta kalacakları konusunda endişe duyduklarını gördüm. Eşlerden biri, riskli ama getirisi yüksek bir işe girmek üzereydi. Diğer eşi ise onu nazikçe uyardı, sabır ve duanın bereketiyle daha sağlam bir yol bulacaklarına inandığını söyledi. Bir süre sonra, daha az kazançlı ama tamamen helal ve garanti bir iş buldular. Bu durum, onların evliliklerini çok daha sağlam temellere oturttu ve aralarındaki bağı güçlendirdi.Eşler Arası Sadakat ve Ahiret Bilinciyle Güçlenen YuvalarDünya hayatının geçici olduğu bilinciyle hareket etmek, evlilik çatısı altında birbirini cennet yoluna davet etmek, her eşin en yüce gayesi olmalıdır. Bir eşin, diğerini haramdan sakındırması, yalnızca maddi konularda değil, söz ve davranışlarda da dürüst ve güvenilir olması, sevginin ve sadakatin en üst mertebesidir. Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:"Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka." (Nisâ Suresi, 4:29) Mallarınızı haksız yollarla yemeyinBu ayet, ticari hayatta olduğu gibi evlilik içindeki maddi ilişkilerde ve kazançta da şeffaflık ve helalliğin önemini vurgular. Eşler arasında var olan bu hassasiyet, eşler arası muhabbetin sırrı olarak nitelendirilen manevi atmosferi güçlendirir. Modern aile hayatının temel zorluklarından biri de, dijital çağın getirdiği iletişim kopuklukları ve yüzeysel ilişkilerdir. Bu ortamda eşlerin birbirine karşı şefkatle yaklaşması, nefsin arzularına ve şeytanın vesveselerine karşı ortak bir irade sergilemesi, yani birbirini doğru yolda tutma gayreti, her türlü fırtınayı kolaylıkla atlatmalarını sağlar. Evlilikte güven inşası, yalnızca sözlerle değil, aynı zamanda eşinin haramdan sakınma konusundaki kararlılığıyla da gerçekleşir. Psikolojide güvenli bağlanma olarak adlandırılan durum, eşlerin birbirine karşı samimi, dürüst ve destekleyici bir tutum sergilemesiyle mümkün olur. Bu, aynı zamanda ahirette de birbirine şahitlik edecek bir yaşam sürme bilincidir.Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğru ve güvenilir tâcir, peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir." (Tirmizî, Büyû’, 4)Bu hadis, sadece ticaret hayatına değil, aynı zamanda bir aile reisi olarak rızık kazanma ve onu eve getirme şekline de ışık tutmaktadır. Dürüstlük ve güvenilirlik, peygamberlerin ve salih kulların vasfıdır ve evliliği de bu yüce değerler üzerine inşa etmek gerekir.Maddi Sıkıntılarda Manevi Sığınak: Sabır ve KanaatHayatın inişleri ve çıkışları kaçınılmazdır. Özellikle günümüz ekonomik koşullarında maddi sıkıntılar, birçok ailenin kapısını çalabilmekte ve evlilikleri zorlayabilmektedir. Ancak önemli olan, bu zorluklar karşısında eşlerin nasıl bir duruş sergilediğidir. Maneviyatla güçlenmiş bir yuva, maddi kaygılar yüzünden sarsılmaz. Tam aksine, bu durum eşlerin birbirine daha da kenetlenmesine, sabır ve kanaatle hareket etmesine vesile olur. Zira Allah'ın rızkı yalnızca maddi kazanımlarla sınırlı değildir; huzur, sağlık, evlatların itaati ve eşler arasındaki muhabbet de birer rızık kapısıdır. Bu bilinçle hareket eden aileler, Allah'ın vaadine güvenerek sıkıntıları daha kolay atlatırlar. Evlilikte güven duygusunun sarsılmaması için maddi konularda dahi şeffaf olmak ve eşlerin birbirini anlaması büyük önem taşır.Birbirinize her daim dua ile destek olun. Göreceksiniz ki, helal rızıkla beslenen ve ahiret bilinciyle korunan yuvalar, dünyadaki bütün sıkıntılara rağmen sarsılmaz bir kale gibi ayakta kalmaya devam edecektir. Helal kazanç ve eşler arası sadakat, sadece dünya hayatının değil, ahiret saadetinin de anahtarıdır.

33.299