Gıybetin Tehlikeleri İslam'da Dedikodunun Ağır Sonuçları
Müslüman bir toplumda huzurun ve kardeşliğin teminatı, fertler arasındaki karşılıklı sevgi, saygı ve güven ilişkisidir. Ancak bu ulvi değerleri dinamitleyen, toplumun dokusunu zedeleyen ve manevi hastalıkların başında gelen ciddi bir günah vardır: Gıybet, yani bir kişinin arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmak. İslam bu çirkin âdeti şiddetle yasaklamış, onu âdeta ölmüş kardeşinin etini yemekle eşdeğer tutmuştur. Bu makalede, gıybetin dindeki yerini, ahiretteki ve dünyadaki neticelerini, selef-i salihinin bu konudaki hassasiyetini ve günümüzdeki etkilerini derinlemesine inceleyeceğiz.Peygamber Efendimizin Gıybet Hakkındaki Uyarılarıİslam dininde gıybetin ne denli büyük bir günah olduğunu anlamak için Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hadis-i şeriflerine bakmak yeterlidir. O (s.a.v.), gıybeti en tiksindirici fiillerden biri olarak tanımlamıştır.Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “İkinizin, Müslüman kardeşinizin ölüsünden yemiş olduğunuz şey, bu leşten daha pis kokuyor.” (Kaynak: İbni Hacer el-Askalani, Metalibu Âliye, 2750)Bu çarpıcı benzetme, gıybetin ne kadar iğrenç bir davranış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Müslüman kardeşinin arkasından konuşmak, dirisine saygı duymamak, ölüsünün etini yemek kadar çirkin ve tiksindiricidir. Bu hadis, gıybetin sadece bir dil sürçmesi değil, aynı zamanda manevi bir ölüm ve bedensel bir iğrençlik olarak algılanması gerektiğini vurgular.Sahabenin Gıybetten Uzak Durması ve Faziletli AmellerPeygamber Efendimiz'in (s.a.v.) güzide sahabeleri, O'nun öğretilerini titizlikle uygulamış ve bu nehyi en iyi anlayanlardan olmuşlardır. Onlar, arkadaş seçimi ve sosyal ilişkilerinde bu hassasiyeti daima gözetmişlerdir.Ashab-ı kiram birbirlerine rastladıkları zaman birbirlerini güler yüzle karşılar, gıyablarında konuşmazlardı ve bunun, amellerin en faziletlisi olduğunu, bunun aksini yapmanın da münafıkların âdeti olduğunu bilirlerdi.Sahabe efendilerimiz, güler yüzle selamlaşmayı ve gıybetten uzak durmayı en faziletli amellerden saymışlardır. Bu davranış, müminler arasındaki birliği ve sevgiyi pekiştirirken, gıybetin münafıkların âdeti olduğu bilinciyle de ondan şiddetle kaçınmışlardır. Onlar için gıybet, toplumsal ilişkileri zehirleyen ve kişiyi imandan uzaklaştıran tehlikeli bir hastalıktı.Ahiretteki Cezası ve Gıybetin VahametiGıybetin dünyadaki zararları kadar, ahiretteki karşılığı da son derece ağırdır. Ebu Hüreyre'nin (r.a.) naklettiği hadis, bu konudaki ürkütücü tabloyu gözler önüne serer.Ebu Hüreyre (r.a) der ki: “Kim dünyada Müslüman kardeşinin etini yerse, ahirette ona o Müslüman’ın eti yaklaştırılır ve kendisine ‘Diri iken onun etini yediğin gibi ölü iken de ye!’ denir. O da mecbur kalarak yer. Böylece geveler, tiksinir, bağırır ve yüzünü buruşturur.” (Kaynak: Taberanî, Mu’cemu’l-Evsat 1677; İbni Ebi’d-Dünya, Gıybet 39) Bu söz aynı zamanda hadis-i merfu olarak da rivayet edilmiştir.Bu hadis, gıybetin sadece bir laftan ibaret olmadığını, aksine kurbanının etini yemek gibi somut ve acı verici bir karşılığının olacağını gösterir. Ahiretteki bu dehşetli manzara, dilin afetlerinden sakınmanın ve kul hakkına riayet etmenin ne denli önemli olduğunu vurgular. Gıybet eden kişi, yaptığı hatanın ağırlığını tam anlamıyla hissedecek ve pişmanlığın en derinini yaşayacaktır.Gıybetin Fıkhi ve Tefsiri BoyutlarıPeygamber Efendimiz'in ve sahabelerin gıybet konusundaki hassasiyeti, İslam fıkıh ve tefsir alimlerinin de gündeminde olmuştur. Gıybetin sadece sözden ibaret olmadığını, kalp üzerindeki etkilerini ve arınma yollarını ele alan birçok fetva ve tefsir bulunmaktadır.Rivayet ediliyor ki; iki kişi, Mescid-i Haram’ın kapılarından birinin önünde oturuyordu. Daha önce kadınlığa özenen, fakat o anda o kötü âdeti terk eden biri onların yanından geçti. Onlar arkasından ‘Onda kadınımsı hareketlerden bir şeyler kalmış’ dediler ve o sırada namaz için kamet getirildi. O iki kişi içeri girdi, halkla beraber namaz kıldılar. Söyledikleri söz onların kalbinde ‘Acaba gıybet oldu mu, olmadı mı?’ diye bir merak vesilesi oldu. Bunun üzerine ikisi Ata’ya gelip hâdiseyi anlattılar. Ata, ikisine de yeniden abdest almayı, namaz kılmayı, eğer oruçlu iseler oruçlarını kaza etmelerini emretti.Bu olay, gıybetin sadece açıkça kişiyi kötülemekle sınırlı olmadığını, ima yoluyla yapılan eleştirilerin de gıybet kapsamına girebileceğini gösterir. Ayrıca, Ata'nın yeniden abdest almayı ve namaz kılmayı emretmesi, gıybetin sadece kul hakkı değil, aynı zamanda ibadetlerin sıhhatini de etkileyebilecek kadar ciddi bir günah olduğunu ortaya koyar. Bu durum, Müslümanların dilleri konusunda ne kadar dikkatli olması gerektiğine dair önemli bir işarettir.Kur'an-ı Kerim'de Gıybet ve KınamaYüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim de gıybet ve kınama gibi kötü alışkanlıklara karşı müminleri uyarmıştır. Hümeze Suresi, bu tür davranışların sonuçlarına dikkat çeker.Mücahid (rh.), “Azap olsun her ayıplayıcıya. Yüzlerine karşı dil uzatıcıya” (Kaynak: Hümeze, 104/1) ayetinin tefsirinde şöyle dedi: “Hümeze, halkı kınayan kimse, ‘Lümeze‘ halkın etini yiyen kimse demektir.”Bu tefsir, Hümeze ve Lümeze kelimelerinin gıybet ve insanların ayıplarını aramakla ne kadar ilişkili olduğunu açıkça göstermektedir. Halkı kınayanlar (hümeze) ve onların etini yiyenler (lümeze) için vaat edilen azap, bu fiillerin ne kadar büyük günahlar olduğunu bir kez daha hatırlatır. Kınama ve dedikodu, sadece kul hakkı ihlali değil, aynı zamanda Allah'ın emrine karşı gelmektir.Gıybetin Manevi Tahribatı ve Kabir AzabıGıybetin sadece dünyevi ve uhrevi cezalarıyla kalmayıp, kişinin manevi hayatını da derinden etkilediği, hatta kabir azabına dahi sebep olabileceği İslam âlimleri tarafından vurgulanmıştır. Katade (rh.) bu konuda önemli bir uyarıda bulunur:Katade (rh.) der ki: “Bize belirtildiğine göre kabrin azabı üç çeyrektir. Bir çeyreği gıybetten, bir çeyreği koğuculuktan ve bir çeyreği de idrardan korunmamaktan gelir.”Bu söz, gıybetin kabir hayatında dahi rahat bırakmayacak kadar ciddi bir günah olduğunu gösterir. Kabrin azabı gibi dehşetli bir durumun üçte birinin gıybetten kaynaklandığı bilgisi, müminleri bu fiilden şiddetle sakınmaya sevk etmelidir. Gıybet, sadece başkalarının hakkına tecavüz değil, aynı zamanda kendi akıbetimizi de karartan bir eylemdir.Gıybetin İman Üzerindeki Yıkıcı Etkisiİslam âlimleri, gıybetin imana ve dine verdiği zararın boyutlarını cüzzamın bedene verdiği zarara benzeterek ne kadar büyük olduğunu gözler önüne sermişlerdir. Hasan Basri (rh.) bu konuda şöyle der:Hasan Basri (rh.) şöyle demiştir: “Allah’a yemin ederim ki gıybet, mümin kişinin dinini, imanını ifsad hususunda cüzamın cesetteki tahribatından daha süratlidir.”Bu benzetme, gıybetin sinsi ve yıkıcı doğasını çok güzel ifade eder. Cüzzam nasıl bedeni ağır ağır çürütürse, gıybet de kişinin imanını ve dinini aynı hızda tahrip eder. Bu söz, gıybetin sadece bir ahlaki kusur değil, aynı zamanda imanı zayıflatan ve kişiyi manen hasta eden derin bir problem olduğunu gösterir. Selef-i salihin, dilin afetlerinden sakınmayı imanın bir gereği olarak görürlerdi.