Gıybetin Tehlikesi Haram Lokma ve Kul Hakkı Uyarısı
İslam ahlakının en temel prensiplerinden biri, müminlerin birbirine karşı saygı, sevgi ve hürmet göstermesidir. Bu prensibin en önemli tezahürlerinden biri de dilin korunması, özellikle de gıybetten uzak durmaktır. Gıybet, bir müslümanın arkasından, onun hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak, ayıplarını ifşa etmek veya başkalarıyla paylaşmaktır. Kuran-ı Kerim'de müslümanların birbirinin etini yemesi olarak tasvir edilen bu büyük günah, kul hakkı olmasının yanı sıra, toplumdaki güveni ve kardeşliği zedeleyen yıkıcı bir hastalıktır.Hadis-i Şerif Dilin Sorumluluğu ve Gıybetin ÇirkinliğiPeygamber Efendimiz (s.a.v), gıybetin ciddiyetini ve insan üzerindeki yıkıcı etkilerini defalarca dile getirmiştir. İslam toplumu, her ferdin birbirine karşı sorumluluk hissettiği, kusurları örtme ve iyilikleri yayma esasına dayanır. Ne yazık ki, dilin kontrolsüzlüğü bazen en samimi iman iddiasının bile zayıflamasına neden olabilir. Ebu Umare künyesi ile meşhur olan sahabi (ki kendisi ayrıca Ebu Amr, Ebu’t-Tufeyl ve Ebu Ömer künyeleri ile de tanınır), Allah Resulü’nün (s.a.v) bu konudaki önemli uyarısını şöyle aktarır:Hz. Peygamber [s.a.v], evlerinde oturan hanımlara bile duyuracak derecede bize bir hutbe okuyarak şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle iman edip kalbiyle iman etmeyenler! Müslümanların gıybetini yapmayın, kusurlarını araştırmayın. Her kim kardeşinin kusurlarını araştırırsa, Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin içinde bile rezil eder.” (Kaynak: Ebu Davud, Edeb, 40; Taberanî, el-Mu’cemül Kebir, 11/186; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/420)Bu hadis-i şerif, imanın sadece dille ikrar etmekten ibaret olmadığını, kalbin de bu ikrara uygun bir tavır sergilemesi gerektiğini vurgular. Bir müslümanın kusurlarını araştırmak ve yaymak, aslında kendi maneviyatını kirletmekle eşdeğerdir. Çünkü Allah, kullarının ayıplarını örter, fakat kim başkalarının ayıplarını açığa çıkarmaya çalışırsa, Allah da onun gizli ayıplarını açığa çıkararak onu herkesin içinde veya kendi evinin dört duvarı arasında dahi rezil edebilir. Bu durum, gıybetin sadece dünyevi değil, uhrevi sonuçları itibarıyla da ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne serer.Gıybetten Tevbe ve Ahiretteki DurumGıybetin ağırlığına rağmen, İslam rahmet dinidir ve tevbe kapısı her zaman açıktır. Ancak gıybet, kul hakkına girdiği için, sadece Allah'tan af dilemekle yetmez; gıybetini yaptığı kişiden de helallik almak gerekir. Yine de, samimi bir tevbe ile Rabbimize yönelmek her zaman bir kurtuluş vesilesidir. Bu hususta Hz. Musa (a.s)’ya yapılan bir vahiy, tevbenin önemini ve merhametin büyüklüğünü gösterir:Rivayete göre Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)’ya şöyle vahyetmiştir: “Kim gıybetten tevbe ederek ölürse, o cehenneme en son girecek kimsedir.”Bu rivayet, gıybetin ne kadar büyük bir günah olduğunu ve tevbenin bile tam anlamıyla tüm izleri silemeyebileceğini, ancak yine de cehennemden kurtuluş için bir umut kapısı olduğunu gösterir. Zira cehenneme en son girecek olmak bile, o günahın ne kadar ciddi bir vebal taşıdığını açıkça ifade etmektedir. Tevbenin ardından kişinin kalbinde hissettiği pişmanlık ve bir daha yapmama azmi, bu manevi yükün hafiflemesine yardımcı olur.Oruçlu İken Gıybet Haram Lokma ve Eti Yenen KardeşlerGıybetin manevi âlemdeki yıkıcı etkisi, bazı rivayetlerde adeta somut bir şekilde tasvir edilir. Hz. Enes’in (r.a) aktardığı şu hadise, gıybetin sadece sözden ibaret olmadığını, bilakis kişinin bedenini ve ruhunu nasıl kirlettiğini çarpıcı bir dille anlatır:Hz. Enes (r.a) dedi ki: Hz. Peygamber [s.a.v] bir gün oruç tutmayı emrederek şöyle buyurmuştur: “Sakın ben kendisine izin vermedikçe hiçbir kimse iftar etmesin.” Bunun üzerine halk oruç tutup akşamladı. İftar zamanı kişi gelir ve ‘Ey Allah’ın Resulü. Ben bugünü oruçlu geçirdim. İftar için bana izin ver’ derdi. Hz. Peygamber [s.a.v] de kendisine izin verirdi. Böylece biri diğerini takiben izin almaya gelirlerdi. En sonunda bir kişi geldi ve dedi ki: ‘Ey Allah’ın Resulü. Kureyş’ten iki genç kız oruç tutmuşlar, sana gelmekten utanıyorlar. İftar için kendilerine izin ver.’ Hz. Peygamber [s.a.v] adamdan yüz çevirdi, adam sözünü tekrarladı, Hz. Peygamber [s.a.v] yine onun sözüne kulak vermedi. Adam tekrar etti, bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Onların ikisi oruç tutmamıştır. Bütün gün halkın etini yiyen bir kişi nasıl oruçlu sayılır? Git onlara şöyle de eğer oruçlu iseler istifra etsinler.” Bunun üzerine adam onlara gelerek durumu haber verdi. Onlar istifra ettiler. Onların ağızlarından kan çıktı. Adam Hz. Peygamber [s.a.v]’e gelip haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, onlar bu kan parçasını karınlarında bıraksaydılar, ateş ikisini de yerdi.” (Kaynak: Beyhakî, Şuabu’l-İman, 6211; İbni Ebi’d-Dünya, Edebu Lisan 168.) Bir rivayette Hz. Peygamber [s.a.v] o kişiden yüz çevirdi, kişi sonra tekrar geldi ve ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah’a yemin ederim, onların ikisi de ölüme yaklaştılar’ dedi. Bunun üzerine Hz.Bu tüyler ürpertici hadise, gıybetin mecazi anlamda nasıl bir et yeme günahı olduğunu ve orucun sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyar. Oruç, aynı zamanda azaların, özellikle de dilin günahlardan korunmasıdır. Bu iki kadının oruçlu oldukları halde insanların gıybetini yapmaları, oruçlarının manevi boyutunu tamamen ortadan kaldırmış, hatta onların midesinden kan gelmesine neden olmuştur. Bu durum, gıybetin fiziksel bir pislik gibi vücuda yerleştiğini ve ahirette de kişiyi ateşe sürükleyecek bir vebale dönüştüğünü sembolize eder. Bu, adeta kişinin haram lokma yemesine benzer.Gıybetten Korunmak ve Ahlaki SorumlulukPeygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu uyarıları, müminler için yol gösterici niteliktedir. Dilimizi kontrol altında tutmak, müslüman kardeşlerimizin ayıplarını örtmek, onların hakkında iyi niyet beslemek ve haklarında konuşmaktan kaçınmak, hem kişisel maneviyatımızı korumanın hem de toplumsal huzurun temelini oluşturur. Gıybet, sadece konuşanı değil, dinleyeni de günaha ortak eder. Bu nedenle gıybet edilen bir ortamdan uzaklaşmak veya gıybeti engellemek her müminin sorumluluğudur.Müminler olarak birbirimizin ayıplarını örtmek, hatalarını bağışlamak ve geçmişin üzerine toprak atmak, gıybetin yayılmasını engelleyen önemli ahlaki erdemlerdendir. Her birimiz kendi kusurlarımızla meşgul olup, dilimizi hayra kullanırsak, Rabbimizin rızasını kazanabilir ve hem bu dünyada hem de ahirette huzura erişebiliriz. Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi, kişi ya hayır konuşmalı ya da susmalıdır.