Aile içinde Lanet ve Bedduadan Kaçınmak

Aile içinde Lanet ve Bedduadan Kaçınmak

Bir ailenin veya toplumun ruhu, o toplumu oluşturan bireyler arasındaki bağların niteliğiyle ölçülür. İslam, bu bağları sevgi, saygı ve merhametle örmeyi emreder. Müslümanlar arasındaki bağ, birbirlerinin eksiklerini yüzlerine vurarak veya arkalarından çekiştirerek değil; hataları nezaketle örterek ve birbirlerine hayır duada bulunarak güçlenir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) her fırsatta vurguladığı üzere, mümin, müminin aynasıdır; ancak bu ayna, kusurları yansıtıp ifşa etmekten ziyade, o kusurları tamir etme ve örtme niyetiyle kullanılır. İslam ahlakı, bir müminin hataya düşmüş kardeşine karşı takınması gereken tavrı net bir şekilde belirlemiştir. Peki, bu denli hassas bir dengeyi nasıl kuracağız? Yüce Rabbimiz Ahzab Suresi 70. ayetinde şöyle buyurarak dilin doğru kullanılmasının önemini bizlere beyan etmektedir:

“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab Suresi, 33:70)

Modern psikolojide de sıkça vurgulanan bilişsel çarpıtmalar ve aşırı genellemeler, bireylerin birbirlerine karşı yıkıcı etiketler yapıştırmasına yol açar. Oysa İslam, insanın hata yapabilen bir varlık olduğunu kabul ederek, bu hataların onarıcı bir dille düzeltilmesini hedefler.



Kusurları Örtmek ve Şeytanın Tuzağına Düşmemek

Günlük hayatın koşuşturması içinde, sevdiklerimizin veya dostlarımızın yanlış bir davranışına şahit olduğumuzda ilk tepkimiz ne olur? Kimi zaman hayal kırıklığı, kimi zaman öfke... Ancak İslam, bize daha hikmetli bir yol gösterir. Bir gün sahabeden Nuayman b. Amr (r.a.) gibi isimlerin de dahil olduğu bazı kimseler hatalı bir davranışta bulunduklarında, etraftakilerin onlara sert tepki gösterdiğini gören Hz. Peygamber (s.a.v.) hemen araya girmiş ve müminleri şöyle uyarmıştır:

“Kardeşinizin aleyhinde şeytana yardımcı olmayın!” (Buhari, Hudud 6777; Fethu’l-Bari 14/14)

Bu uyarı, sadece bir öğüt değil, aynı zamanda müminler arası ilişkilerde şeytanın nasıl bir gedik açtığına dair derin bir analizdir. Şeytan, bir müminin günahını diğer müminlere fısıldayarak, o günahın yayılmasını ve günahkârın toplumdan dışlanmasını ister. Bu dışlanma, günahkârı daha da yalnızlaştırarak, onu hatasında yalnız bırakır ve belki de daha büyük günahlara sürükler. Bizim görevimiz, günaha düşen kardeşini dışlayarak veya ona hakaret ederek şeytanın kucağına itmemek; aksine elinden tutup onu düştüğü yerden kaldırmaktır. Onu yargılamak yerine, hatasını örtmek ve düzelmesi için dua etmek, peygamber ahlakının bir parçasıdır. İlişkilerde yıkıcı etkilere yol açan dil sorunlarını aşmak adına İslam ahlakında kötü dilin tehlikeleri hakkında derinlemesine bir şuur kazanmak her müminin önceliği olmalıdır.



Ölülere Saygı ve Dirilere Şefkat

Müminin dili, sadece hayattakilere karşı değil, bu dünyadan göçüp gitmiş olanlara karşı da bir asalet ve nezaket taşımalıdır. Bir yakınınızı kaybettiğinizde, onun arkasından kötü sözler duymak ne kadar incitici olurdu, değil mi? İşte İslam, bu hassasiyeti evrensel bir ilke haline getirmiştir. Ölülere karşı gösterilen saygı, aslında geride kalanlara, onların ailelerine ve dostlarına gösterilen bir şefkat göstergesidir. Bu hususta Allah Resulü (s.a.v.) bizleri şöyle ikaz etmektedir:

“Ölülere sövmeyin. Çünkü siz bu sövmekle geride kalan dirileri üzmüş olursunuz.” (Buhari, Cenaiz 97; Ebu Davud, Edeb 50)

Bu, sadece bir kabir adabı değil, aynı zamanda toplumsal barışın ve gönül huzurunun temelini oluşturan bir edeptir. Ölen kişinin hataları olmuş olsa bile, artık hesabını Allah'a vermiş bir kuldur. Bizim görevimiz, onun hakkında hayır konuşmak, bağışlanması için dua etmek ve geride kalanlara teselli vermektir. Aksi takdirde, dillerimizle yarattığımız kin ve nefret, hayatta olanların kalplerini de zehirleyecektir. Bu, bir nevi vefa borcu ve insaniyetin gereğidir. İlişkileri korumanın ve manevi aşınmayı engellemenin yollarını arayanlar, gıybetin yıkıcı gücü ve İslam ahlakında dilimizi korumanın yolları üzerinde hassasiyetle durmalıdır.



Dilin Kirliliği Lanet ve Beddua Yasağı

İslam ahlakında dilin temizliği, imanın bir göstergesidir. Bir müslüman, diliyle lanet okuyan, beddua eden veya insanları aşağılayan biri olamaz. Çünkü lanet, Allah'ın rahmetinden uzaklaştırma duasıdır ve bu, mümin karakteriyle bağdaşmaz. Çevremizde bazen öfkeyle veya alışkanlıkla ağzımızdan çıkan kötü sözlerin ne denli büyük bir vebal taşıdığını düşünmek gerekir. Hz. Ebubekir (r.a.) gibi, imanıyla ve doğruluğuyla örnek gösterilen bir sahabinin bile, bir defasında hizmetçilerinden birine lanet okuduğunda, Efendimiz (s.a.v.) ona dönerek sarsıcı bir uyarıda bulunmuştur:

“Ey Ebubekir! Hem sıdk (özü sözü bir doğruluk) hem de lanet edicilik bir arada olur mu? Hayır, Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki olmaz!” (Müslim, Birr 2595)

Bu hadis, bize çok önemli bir ders verir: Doğruluk ve dürüstlük, sadece söz ve davranışta değil, aynı zamanda dilin arılığında da kendini gösterir. Mümin, yalancı olamayacağı gibi, lanet eden veya söven de olamaz. Ağzından çıkan her kelime, onun imanını ve ahlakını yansıtır. Günümüz dünyasında maalesef sosyal medya ve günlük konuşmalarda lanetleşme ve beddua etme eylemlerinin normalleştiğini görüyoruz. Öfke anlarında fevri çıkışlar yapmak yerine, profesyonel destek süreçlerinde de önerilen öfke yönetimi ve iletişim becerileri gibi pratik metotlardan faydalanmak, dilimizi bu afetlerden muhafaza etmemize katkı sağlar. Dilimizle sadece güzellikler fısıldamayı alışkanlık haline getirmeliyiz.



Gönülleri Birleştiren Nebevi Dualar ve Güzel Sözün Gücü

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ashabının büyüklerinden, helal ve haram ilmini en iyi bilen Muaz b. Cebel (r.a.) gibi kıymetli dostlarına ve ümmetine her daim hayrı tavsiye etmiştir. O, kırıcı sözlerle insanları uzaklaştırmak yerine, kalpleri yumuşatacak dualarla ümmetine rehberlik etmiştir. İnsanlar arasında sevgi ve saygıyı artırmanın yolu, sadece olumsuzdan kaçınmak değil, aynı zamanda olumlu olanı çoğaltmaktır. Bu bağlamemizde, Efendimiz'in bize öğrettiği dualar, kalpler arasındaki mesafeleri kısaltan, anlaşmazlıkları gideren manevi köprüler vazifesi görür. Dilini sadece hayra ve duaya alıştıran mümin, nefsinin hırslarından uzaklaşarak şu nebevi yakarışı diline vird edinir:

“Ey Allah’ım! Kalplerimizi birleştir, aramızı düzelt ve bizi selamet yollarına ilet.” (Ebu Davud, Salat 178)

Bu dua, sadece ferdi bir yakarış değil, aynı zamanda toplumsal bir vizyondur. Müslümanlar olarak birbirimize karşı taşıdığımız bu sorumluluk, sadece sözde kalmamalı, eylemlerimizde de kendini göstermelidir. Kalplerimiz birleştiğinde, aramızdaki anlaşmazlıklar azaldığında ve hepimiz selamet yolunda yürüdüğümüzde, şeytanın vesveseleri de gücünü yitirecektir. İmran b. Husayn (r.a.), Huzeyfe (r.a.) ve müminlerin annesi Hz. Aişe (r.anha) gibi ashabın önde gelen isimlerinin bizlere aktardığı tüm bu nebevi ölçüler göstermektedir ki; Müslüman’ın ahlakı, kardeşinin hatasını gördüğünde ona sırt çevirmek değil, sevgiyle sarılmaktır. Mümin, diliyle kırıp döken değil, nebevi ahlakla gönülleri tamir eden kimsedir.



Eyleme Dökülen İslam Ahlakı Konuşma Kültürü

İslam'ın öğrettiği bu yüksek ahlakı günlük hayatımıza nasıl yansıtabiliriz? Öncelikle, her sözümüzü dile getirmeden önce tartmalı, düşünmeliyiz. Bir sözün gönül kırıcı mı, yapıcı mı olacağını sorgulamalıyiz. Yakın zamanda şahit olduğum bir aile meclisinde, bir babanın öfkelenip evladına sarf ettiği düşüncesizce bir bedduanın, yıllar sonra o çocukta nasıl derin bir değersizlik inancına ve kaçıngan bağlanma problemine dönüştüğünü üzülerek gözlemledim. Dilimizden dökülen kelimeler, sevdiklerimizin hayatında silinmez izler bırakır. Bir kardeşimizin eksikliğini fark ettiğimizde, bunu ona özel bir ortamda, nazikçe ve öğüt verme niyetiyle söylemeli, asla başkalarının önünde rencide etmemeliyiz. Çünkü gerçek dostluk, eksiklikleri yüzüne vurmak değil, o eksikliklerin giderilmesine yardımcı olmaktır. Dilimizden dökülen her iyi söz, yaptığımız her dua, hem dünyada hem de ahirette bir sadaka hükmündedir. Bu bilinçle yaşadığımızda, hem kendi ruhumuz huzur bulacak hem de etrafımızdaki tüm ilişkiler güçlenecektir.

Günlük yaşantımızda dilimizi muhafaza etmek ve nebevi ahlaka erişmek için uygulayabileceğimiz basit ama etkili bazı yöntemler şunlardır:

  • Öfke hissettiğimiz ilk anda konuşmak yerine derin bir nefes alıp sessiz kalmayı (sükut molası) tercih etmek.
  • Ev içinde veya sosyal çevrede bir hata gördüğümüzde, doğrudan eleştirmek yerine yapıcı bir geribildirim sunmak.
  • Gün boyunca dilimizden dökülen kelimelerin, akşamları kısa bir muhasebesini yaparak incittiğimiz gönüller varsa helallik istemek.
  • Gıybet ve dedikodunun yapıldığı ortamlarda bulunmamak, mecbur kalındığında ise konuyu hayırlı bir yöne sevk etmek.

Bu pratik adımları hayatımızın bir parçası haline getirdiğimizde, dilimiz bir yıkım aracı olmaktan çıkıp, gönüller inşa eden manevi bir imar vasıtasına dönüşecektir.

Ahlaki Tavsiye & Açıklama

Günlük hayatın koşuşturmasında farkında olmadan dilimizden dökülen her kelimenin ne denli büyük bir etki yaratabileceğini unutmayın. Öfke anında bile dilinizi kontrol altında tutmak, mümin ahlakının en temel göstergelerindendir. Bir hata gördüğünüzde yargılamak yerine, hatanın düzeltilmesi için dua edin ve kişiyi kırmadan, rencide etmeden yapıcı bir yaklaşım sergileyin. Unutmayın ki, sizin bağışlayıcılığınız ve güzel sözleriniz, karşıdaki kişiye Allah'ın rahmet kapılarını açma vesilesi olabilir. Lanet ve bedduadan uzak durarak, dilinizi hayır dua ve güzel sözlerle şenlendirin; böylece hem kendinize hem de çevrenize huzur katın.

Daha Fazlası Cebinizde!

İslamda Evlilik Rehberi mobil uygulamamızı indirerek tüm ilmi tavsiyelere kesintisiz şekilde anında ulaşabilirsiniz.

Google Play'den alın
Kaynak / Alıntı: İslami Evlilik Rehberi
Uzm. Psk. Ayşe Yılmaz

Uzm. Psk. Ayşe Yılmaz

Aile Terapisti

Ankara Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunu olan Ayşe Yılmaz, evlilik ve aile danışmanlığı alanında uzmanlaşmıştır.

Tüm Makalelerini Gör

Bu Yazıyı Paylaş

37.568 Kere Okundu

Ziyaretçi Yorumları (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapabilirsiniz!

Bir Yorum Bırakın

Yorum Yapabilmek İçin Giriş Yapmalısınız

Fikirlerinizi paylaşmak ve topluluğumuzun bir parçası olmak için lütfen hesabınıza giriş yapın.

İlginizi Çekebilecek Diğer Tavsiyeler

Denge ve Uyum: İmam Gazali - Ey Oğul
Aile İçi İletişim ve Çatışma Çözümü

Denge ve Uyum: İmam Gazali - Ey Oğul

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Şüphesiz ki Allah refiktir (yumuşaktır), rıfkı sever ve sertliğe vermediği şeyleri rıfk ile muameleye verir." Bu hakikat, i̇mam gazali - ey oğul konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Hasan-ı Basri hazretleri: "Kızınızı kime vereceğinizi iyi düşünün. Takva sahibi birine verin ki, onu severse ikram eder, sevmezse de ona zulmetmez." demiştir. ### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Evlenen kişi dininin yarısını koruma altına almıştır. Kalan yarısı için de Allah'tan korksun." Bu hakikat, i̇mam gazali - ey oğul konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Yunus Emre'nin "Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım" dizesi, evlilikte uyum, empati ve iletişimin temel şifrelerini barındırır.

34.096
Peygamber Metoduyla Aile Saadeti
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Peygamber Metoduyla Aile Saadeti

Her insan, hayatının anlamını bulduğu, huzur ve güvenle sığındığı bir yuvaya özlem duyar. Bu yuvayı cennet köşesine çevirmenin en sağlam yolu ise hiç şüphesiz rehberlerin en güzeli, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşsiz metoduna uymaktır. O'nun (s.a.v.) hayatı, eşler arasındaki sevgi, saygı, merhamet ve anlayışın en kâmil örnekleriyle doludur. Modern dünyanın getirdiği karmaşa ve zorluklar içinde, aile hayatımızın fırtınalara karşı sağlam bir liman olması için O'nun öğretilerine kulak vermekten daha hikmetli bir yol bulunmaz.Nebevi Rehberliğin Işığında Huzurlu Bir Yuva İnşa Etmekİslami öğretiler, aile kurumunu toplumun temeli olarak görür ve evliliği sadece dünyevi bir birliktelik değil, aynı zamanda manevi bir bağ ve Allah'a giden yolda bir köprü olarak tanımlar. Bu kutsal bağın sağlam temeller üzerine kurulabilmesi için yüce kitabımız Kur'an ve Resûlullah'ın (s.a.v.) sünneti bize yol gösterir. Aile hayatına dair her türlü meselede, O'nun örnekliği bizim için en doğru pusuladır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hanımlarına karşı tutumu, çocuklarına olan şefkati ve aile içindeki denge anlayışı, Müslümanlar için takip edilmesi gereken evrensel prensipleri içerir.Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. (Buhari, Nikah 81; Müslim, Rada 60)Bu tavsiye, sadece bir öğüt değil, aynı zamanda aile saadetinin anahtarıdır. Eşler arasındaki iletişimin, anlayışın ve karşılıklı haklara riayetin temelini oluşturur. Kur'an-ı Kerim de eşler arasındaki ilişkiyi derin bir merhamet ve sevgi bağı üzerinden şekillendirir.Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmayın. Açık bir hayasızlık yapmaları hali müstesna, onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah büyük bir hayır yaratmıştır. (Nisa Suresi 4:19)Bu ayet, eşler arasındaki ilişkiyi yalnızca dış görünüş veya anlık hoşnutsuzluklar üzerinden değil, derin bir basiret ve ahiret perspektifiyle değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatır. Hoşlanılmayan bir durumda dahi, Allah'ın o işte büyük hayırlar gizleyebileceği hakikati, evlilik bağının kıymetini bize bir kez daha idrak ettirir.Gönül Bağı ve Duygusal Paylaşım Bir Köprü KurmakBir aileyi ayakta tutan en güçlü sütunlardan biri, eşler arasındaki gönül bağı ve derin duygusal paylaşımdır. Fiziksel yakınlığın ötesinde, ruhsal bir bütünlük oluşturan bu bağ, sözlerin ve davranışların ötesinde bir anlayışı gerektirir. Mevlana Celaleddin Rumi, bu hassas noktayı yüzyıllar öncesinden şöyle dile getirmiştir:Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir. Eşler arasında asıl olan gönül bağıdır.Bu hikmetli söz, evlilikte sadece bilgi alışverişinin değil, aynı zamanda duygusal zekanın, empatinin ve birbirini derinden hissetmenin önemini vurgular. Günümüz dünyasında çiftlerin karşılaştığı modern aile hayatının temel zorluklarından biri, yoğun tempolar ve dijital iletişim ağları arasında yapıcı iletişim kurma becerisinin zayıflamasıdır. Eşler, birbirlerinin sözlerinin ötesine geçerek, hissettiklerini, kaygılarını ve sevinçlerini anlayabildiğinde, aralarındaki bağ gerçek anlamda güçlenir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) eşleriyle sohbetleri, onlara danışması ve şakalaşması, bu duygusal paylaşımın nebevi bir örneğidir.Affedicilik Merhamet ve Sabrın Psikolojik TemelleriEvlilik, iki farklı insanın bir araya gelmesiyle oluşan dinamik bir süreçtir. Bu süreçte hatalar, yanlış anlaşılmalar ve zorluklar kaçınılmazdır. İşte tam da bu noktada, dinimizin asırlar önce ortaya koyduğu affedicilik, merhamet ve sabır prensipleri, modern psikolojinin de hararetle desteklediği sağlıklı iletişim yöntemleri olarak karşımıza çıkar.Affedicilik, sadece karşıdaki kişiyi bağışlamak değil, aynı zamanda bireysel ruh sağlığı için de kritik bir faktördür. Araştırmalar, affedici bireylerin daha düşük depresyon riski taşıdığını, daha yüksek yaşam doyumu yaşadığını ve daha sağlıklı ilişkilere sahip olduğunu göstermektedir. Bu, evlilikte empatinin önemi ile birleştiğinde, eşlerin birbirlerinin hatalarını bir öğrenme ve büyüme fırsatı olarak görmelerine olanak tanır. Geçenlerde bir danışanımla yaptığımız sohbette, eşinin küçük bir kusurunu yıllarca içinde büyüttüğünü ve bunun ilişkilerini nasıl kemirdiğini dile getirmişti. Oysa küçücük bir affedişle yüreğindeki yükün kalktığını ve eşine karşı daha merhametli olabildiğini fark etti.Modern psikolojideki bağlanma stilleri kuramı, bireylerin çocukluk çağındaki ilişkisel deneyimlerinin yetişkinlikteki evlilik bağlarını nasıl etkilediğini inceler. Güvenli bağlanma, eşlerin birbirine karşı şefkatli, anlayışlı ve affedici olmasını teşvik eder. İslam'ın merhamet ve sabır öğretileri ise bu güvenli bağlanma ortamını besleyen en temel besin kaynaklarıdır. Eşler arasındaki güzel söz, sadece nezaket değil, aynı zamanda duygusal güvenliği pekiştiren, stresi azaltan ve ilişkinin ömrünü uzatan güçlü bir iletişim aracıdır. Özellikle öfke anında dili korumak, ilişkinin en kırılgan anlarında dahi sağlam kalmasını sağlar.Modern Zamanlarda Aile Bağlarını Güçlendirmek için Nebevi TavsiyelerGünümüzün hızlı ve tüketim odaklı dünyası, aile bağlarını zayıflatabilecek birçok meydan okuma sunuyor. Dijitalleşme, iş hayatının yoğunluğu ve bireysel beklentilerin artması, eşlerin birbirine yeterince zaman ve dikkat ayırmasını zorlaştırabilir. Ancak Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatı, bu tür zorluklar karşısında dahi aile saadetini nasıl koruyacağımıza dair pratik ve zamansız çözümler sunar.Birlikte Zaman Geçirme Kalitesi: Eşler, sadece aynı ortamda bulunmak yerine, birlikte anlamlı ve kaliteli zaman geçirmeye özen göstermelidir. Sohbetler, ortak hobiler veya basit bir yürüyüş bile bu bağı güçlendirebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) eşleriyle şakalaşır, onlarla vakit geçirir, hatta Hz. Âişe ile koşu yarışı yapardı.Karşılıklı Şefkat ve Takdir: Birbirine şefkat göstermek ve yapılan iyilikleri takdir etmek, ilişkinin canlı kalmasını sağlar. Küçük bir teşekkür, sıcak bir tebessüm veya nazik bir dokunuş, gönül bağını besleyen manevi gıdalardır. Resûlullah (s.a.v.)'in eşlerine karşı daima nazik ve anlayışlı olması bunun en güzel örneğidir.Sorumlulukları Paylaşmak: Ev işleri, çocuk bakımı veya maddi sorumluluklar olsun, eşlerin bu yükleri adil bir şekilde paylaşması, karşılıklı destek hissini artırır ve yıpranmayı önler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ev işlerinde eşlerine yardım ederdi.Manevi Atmosferi Zenginleştirmek: Aile içinde Kur'an okumak, birlikte ibadet etmek, dinî sohbetler yapmak, manevi bağları güçlendirir ve evin bereketini artırır. Böyle bir ortam, çocukların da sağlıklı bir manevi gelişim göstermesine katkıda bulunur.Bu prensipler, sadece teorik bilgiler değil, günlük hayatın içinde uygulanabilir eylemlerdir. Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) metodu, kuru bir ahlak dersi değil, yaşanmış ve hayatı güzelleştiren bir rehberliktir. Onun izinden yürüyen her aile, Allah'ın izniyle saadetle taçlanacaktır.

41.071
Mutluluğun Sırrı: Okumaya Teşvik
İslami Evlilik ve Aile Hukuku

Mutluluğun Sırrı: Okumaya Teşvik

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Mümin erkek, mümin kadına kızmasın. Onun bir huyunu beğenmezse, başka bir huyunu beğenir." Bu hakikat, okumaya teşvik konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden İmam Gazali der ki: "Evlilikte huzur, karşılıklı haklara riayet etmek ve eşinin eziyetlerine sabretmekle mümkündür. Sabır, evliliğin en sağlam kalesidir."

43.372
Gıybetin Tehlikesi Haram Lokma ve Kul Hakkı Uyarısı
Ailede Maneviyat ve İbadet

Gıybetin Tehlikesi Haram Lokma ve Kul Hakkı Uyarısı

Müslüman bir toplumun temel direkleri sevgi, saygı ve güven üzerine inşa edilir. Bu sağlam yapının en hassas bölgelerinden biri ise dildir. Dilin doğru ve hikmetle kullanılması, bireysel ve toplumsal huzurun anahtarıyken; kontrolsüzlüğü, fitnenin, ayrılığın ve en büyük günahlardan biri olan gıybetin kapılarını aralar. Gıybet, sadece boş bir lakırtıdan ibaret değildir; bir müslümanın arkasından, onun hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak, ayıplarını ifşa etmek veya başkalarıyla paylaşmaktır. Kuran-ı Kerim'de müslümanların birbirinin etini yemesi olarak tasvir edilen bu büyük günah, sadece derin bir kul hakkı ihlali olmakla kalmaz, aynı zamanda toplumdaki güveni, kardeşliği ve hatta kişinin kendi manevi bütünlüğünü zedeleyen yıkıcı bir hastalıktır. Bu derin yaranın iyileşmesi için öncelikle farkındalık, ardından samimi bir tövbe ve helalleşme kaçınılmazdır.Dilin Sorumluluğu ve Gıybetin Manevi AğırlığıPeygamber Efendimiz (s.a.v), müminlerin diline sahip çıkmasının önemini defalarca vurgulamıştır. İslam toplumunda her fert, birbirine karşı sorumluluk hisseder; kusurları örtmek ve iyilikleri yaymak esastır. Ne yazık ki, dilin kontrolsüzlüğü bazen en samimi iman iddiasının bile zayıflamasına neden olabilir. Ebu Umare künyesi ile meşhur olan sahabi (ki kendisi ayrıca Ebu Amr, Ebu’t-Tufeyl ve Ebu Ömer künyeleri ile de tanınır), Allah Resulü’nün (s.a.v) bu konudaki önemli uyarısını şöyle aktarır:Hz. Peygamber [s.a.v], evlerinde oturan hanımlara bile duyuracak derecede bize bir hutbe okuyarak şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle iman edip kalbiyle iman etmeyenler! Müslümanların gıybetini yapmayın, kusurlarını araştırmayın. Her kim kardeşinin kusurlarını araştırırsa, Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin içinde bile rezil eder.” (Kaynak: Ebu Davud, Edeb, 40; Taberanî, el-Mu’cemül Kebir, 11/186; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/420)Bu hadis-i şerif, imanın sadece dille ikrar etmekten ibaret olmadığını, kalbin de bu ikrara uygun bir tavır sergilemesi gerektiğini vurgular. Bir müslümanın kusurlarını araştırmak ve yaymak, aslında kendi maneviyatını kirletmekle eşdeğerdir. Allah Teâlâ, kullarının ayıplarını örtmeyi sever ve kullarından da bu ahlakı bekler. Ancak kim başkalarının ayıplarını açığa çıkarmaya çalışırsa, Cenab-ı Hak da onun gizli ayıplarını açığa çıkararak onu herkesin içinde veya kendi evinin dört duvarı arasında dahi rezil edebilir. Bu durum, gıybetin sadece dünyevi değil, uhrevi sonuçları itibarıyla da ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne serer. Çevremizde bazen şahit oluruz ki, başkalarının kusurlarını dillerine dolayanlar, hiç beklemedikleri bir anda kendi sırlarının ifşa olduğunu veya ummadıkları bir duruma düşerek itibar kaybı yaşadıklarını görürler. Bu, çoğu zaman ilahi bir ikazın veya cezanın tecellisidir.Tevbe Kapısı ve Gıybetin Ahiretteki YüküGıybetin ağırlığına rağmen, İslam rahmet dinidir ve tevbe kapısı her zaman açıktır. Ancak gıybet, Allah hakkının yanı sıra kul hakkına da girdiği için, sadece Allah'tan af dilemekle yetmez. Gıybetini yaptığı kişiden de helallik almak, onun gönlünü almak gerekir. Eğer bu mümkün değilse (örn: kişi vefat etmiş veya ulaşılamıyorsa), o zaman gıybetini yaptığı kişiye dua etmek, onun adına sadaka vermek ve samimi bir pişmanlıkla Rabbimize yönelmek gerekir. Unutulmamalıdır ki, bir kimsenin arkasından konuşulan her kötü söz, tartıda ağır bir günah yükü olarak karşımıza çıkacaktır. Hz. Musa (a.s)’ya yapılan bir vahiy, tevbenin önemini ve ilahi merhametin büyüklüğünü gösterir:Rivayete göre Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)’ya şöyle vahyetmiştir: “Kim gıybetten tevbe ederek ölürse, o cehenneme en son girecek kimsedir.”Bu rivayet, gıybetin ne kadar büyük bir günah olduğunu ve tevbenin bile tam anlamıyla tüm izleri silemeyebileceğini, ancak yine de cehennemden kurtuluş için bir umut kapısı olduğunu gösterir. Cehenneme en son girecek olmak bile, o günahın ne kadar ciddi bir vebal taşıdığını açıkça ifade etmektedir. Kul hakkı, mahşer gününde kişinin amellerinden alınarak hak sahibine verileceği, hatta kişinin sevapları yetmezse hak sahibinin günahlarının ona yükleneceği bir yükümlülüktür. Bu nedenle, tevbenin ardından kişinin kalbinde hissettiği pişmanlık ve bir daha yapmama azmi, bu manevi yükün hafiflemesine yardımcı olur. Modern hayatın getirdiği iletişim imkanları, bazen gıybetin daha hızlı yayılmasına sebep olabilir. Sosyal medyada yapılan yorumlar, dedikodular veya bir kişi hakkında uluorta konuşmalar da bu çerçevede değerlendirilmeli ve dilimizi korumak için daha fazla çaba sarf edilmelidir. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:“Ey insanlar! Allah’a karşı gelmekten sakının! Dilin gıybetini yapmayın!” (Kaynak: İbn Mâce, Zühd, 23; Tirmizî, Birr, 86)Orucun Ruhu ve Haram Lokma MeselesiGıybetin manevi âlemdeki yıkıcı etkisi, bazı rivayetlerde adeta somut bir şekilde tasvir edilir. Oruçlu iken gıybet etmenin, orucun tüm faziletini nasıl yok ettiğini anlatan şu hadise, gıybetin sadece sözden ibaret olmadığını, bilakis kişinin bedenini ve ruhunu nasıl kirlettiğini çarpıcı bir dille anlatır:Hz. Enes (r.a) dedi ki: Hz. Peygamber [s.a.v] bir gün oruç tutmayı emrederek şöyle buyurmuştur: “Sakın ben kendisine izin vermedikçe hiçbir kimse iftar etmesin.” Bunun üzerine halk oruç tutup akşamladı. İftar zamanı kişi gelir ve ‘Ey Allah’ın Resulü. Ben bugünü oruçlu geçirdim. İftar için bana izin ver’ derdi. Hz. Peygamber [s.a.v] de kendisine izin verirdi. Böylece biri diğerini takiben izin almaya gelirlerdi. En sonunda bir kişi geldi ve dedi ki: ‘Ey Allah’ın Resulü. Kureyş’ten iki genç kız oruç tutmuşlar, sana gelmekten utanıyorlar. İftar için kendilerine izin ver.’ Hz. Peygamber [s.a.v] adamdan yüz çevirdi, adam sözünü tekrarladı, Hz. Peygamber [s.a.v] yine onun sözüne kulak vermedi. Adam tekrar etti, bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Onların ikisi oruç tutmamıştır. Bütün gün halkın etini yiyen bir kişi nasıl oruçlu sayılır? Git onlara şöyle de eğer oruçlu iseler istifra etsinler.” Bunun üzerine adam onlara gelerek durumu haber verdi. Onlar istifra ettiler. Onların ağızlarından kan çıktı. Adam Hz. Peygamber [s.a.v]’e gelip haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, onlar bu kan parçasını karınlarında bıraksaydılar, ateş ikisini de yerdi.” (Kaynak: Beyhakî, Şuabu’l-İman, 6211; İbni Ebi’d-Dünya, Edebu Lisan 168.) Bir rivayette Hz. Peygamber [s.a.v] o kişiden yüz çevirdi, kişi sonra tekrar geldi ve ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah’a yemin ederim, onların ikisi de ölüme yaklaştılar’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber izin verdi.Bu tüyler ürpertici hadise, gıybetin mecazi anlamda nasıl bir et yeme günahı olduğunu ve orucun sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyar. Oruç, aynı zamanda azaların, özellikle de dilin günahlardan korunmasıdır. Bu iki kadının oruçlu oldukları halde insanların gıybetini yapmaları, oruçlarının manevi boyutunu tamamen ortadan kaldırmış, hatta onların midesinden kan gelmesine neden olmuştur. Bu durum, gıybetin fiziksel bir pislik gibi vücuda yerleştiğini ve ahirette de kişiyi ateşe sürükleyecek bir vebale dönüştüğünü sembolize eder. Tıpkı haram yoldan kazanılmış bir lokmanın bedeni ve ruhu kirlettiği gibi, gıybetle kazanılan günah da kalbi karartır ve manevi bir leke bırakır. Haram lokma, sadece boğazdan geçene değil, dilden çıkanlara da dikkat çekerek imanın ve ibadetlerin ruhunu korumanın ne denli önemli olduğunu gösterir. Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de gıybeti açıkça yasaklamıştır:Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (Hucurat Suresi, 49:12) (49:12)Gıybetten Korunma Yolları ve Ahlaki SorumluluklarPeygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu uyarıları, müminler için yol gösterici niteliktedir. Dilimizi kontrol altında tutmak, müslüman kardeşlerimizin ayıplarını örtmek, onların hakkında iyi niyet beslemek ve haklarında konuşmaktan kaçınmak, hem kişisel maneviyatımızı korumanın hem de toplumsal huzurun temelini oluşturur. Gıybet, sadece konuşanı değil, dinleyeni de günaha ortak eder. Bu nedenle gıybet edilen bir ortamdan uzaklaşmak veya gıybeti engellemek her müminin sorumluluğudur. Geçenlerde bir danışanımla yaptığımız sohbette, eşiyle arasındaki güven sorunlarının temelinde, eşinin sürekli arkadaşlarının aile yaşantılarının dedikodusunu yapmasının yattığını fark ettik. Eşi, kendisine, başkaları hakkında bu kadar rahat konuşabilen birinin, kendisi hakkında da aynısını yapabileceği düşüncesiyle güven duymakta zorlanıyordu. Bu örnek, gıybetin sadece gıybeti yapılan kişiye değil, bizzat gıybet edenin çevresindeki insanlara olan etkisini de gözler önüne seriyor.Peki, dilimizi gıybetten nasıl koruyabiliriz? İşte bazı pratik adımlar:Kendimizle Meşgul Olmak: Başkalarının kusurlarını araştırmak yerine, kendi eksikliklerimizi gidermeye odaklanmak, nefis muhasebesi yapmak.İyi Niyet Beslemek: İnsanlar hakkında hüsn-i zan beslemek, yani iyi düşünmek, su-i zandan (kötü düşünceden) kaçınmak.Ortamı Değiştirmek: Gıybetin yapıldığı ortamlardan uzaklaşmak veya konuyu değiştirmeye çalışmak.Uyarıda Bulunmak: Hikmetli ve nazik bir dille, gıybet eden kişiyi uyarmak.Dua Etmek: Dilimizi günahlardan korumak için Allah'tan yardım dilemek ve başkaları için hayır dua etmek.Müminler olarak birbirimizin ayıplarını örtmek, hatalarını bağışlamak ve geçmişin üzerine toprak atmak, gıybetin yayılmasını engelleyen önemli ahlaki erdemlerdendir. Her birimiz kendi kusurlarımızla meşgul olup, dilimizi hayra kullanırsak, Rabbimizin rızasını kazanabilir ve hem bu dünyada hem de ahirette huzura erişebiliriz. Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi:“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun!” (Kaynak: Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)Bu hadis, dilin kontrolünün sadece kişisel bir erdem değil, aynı zamanda imanın bir gereği olduğunu gösterir. Sözlerimizin ağırlığı, bazen yaptığımız en büyük ibadetlerden bile daha büyük bir etkiye sahip olabilir. Dilimizi korumak, sadece kendimize değil, tüm topluma yapılmış büyük bir iyiliktir. Konuşmadan önce durup düşünmek, söyleyeceğimiz sözün hayır mı, şer mi getireceğini sorgulamak, kalbi de dili de temiz tutmanın en etkili yoludur. Bu konuda daha fazla bilgi için iletişimin psikolojik etkileri üzerine makaleleri okumak faydalı olacaktır.

44.863
Nebevi Metotla Merhamet, Sevgi ve Kanaat
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Nebevi Metotla Merhamet, Sevgi ve Kanaat

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranıza muhabbet ve rahmet koyması O'nun ayetlerindendir." (Rum, 21) Bu hakikat, merhamet, sevgi ve kanaat konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden Musa Efendi şöyle der: "Eşler birbirinin örtüsüdür. Birbirlerinin kusurlarını örtmeli, faziletlerini öne çıkarmalıdırlar. Muhabbet ancak bu şekilde beslenir."

40.423
Evlilikte Huzuru Katleden Dil Afetleri ve Yapıcı İletişim Yolları
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Evlilikte Huzuru Katleden Dil Afetleri ve Yapıcı İletişim Yolları

Bir yuvayı ayakta tutan şey sadece aynı çatı altında yaşamak değil, o çatının altında yankılanan seslerin tonudur. Çoğu zaman evliliklerin yıpranma sebebi büyük, aşılmaz krizler değil; günlük hayatın koşturmacasında farkında olmadan sarf edilen kırıcı kelimeler, iğneleyici şakalar ve yıkıcı eleştirilerdir. Dil, insanın kalbine giden en kestirme yol olduğu gibi, dikkat edilmediğinde o kalbi harabeye çeviren bir afete de dönüşebilir.Sözün İmar Ettiği ve Yıktığı Yuvalarİslam ahlakı, bireysel hayatta olduğu kadar aile içinde de konuşma üslubuna devasa bir ehemmiyet atfeder. Müminin lisanı, eşine karşı merhametinin, sabrının ve nezaketinin aynasıdır. Yüce Rabbimiz, konuşurken seçtiğimiz kelimelerin sadece ilişkimizi değil, manevi dünyamızı da nasıl şekillendirdiğini İsrâ Suresi 53. ayetinde şu şekilde beyan etmektedir:"Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına nifak sokmaya çalışır. Şüphesiz şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır." (İsrâ Suresi, 17:53)Bu ilahi rehberlik, eşler arasındaki iletişimin temel felsefesini oluşturur. Güzel sözün olmadığı, yerini sürekli bir azarlama, küçümseme veya ilgisizliğe bıraktığı ortamlarda şeytanın nifak tohumları ekmesi son derece kolaylaşır. Büyük İslam alimi İbn Sina da ruh sağlığı ile bedensel huzur arasındaki o sarsılmaz bağı çözümlerken, mutlu bir aile ortamının ve stresin sevgiyle aşılabilmesinin ancak bu yapıcı, şefkatli iklimle mümkün olabileceğini vurgulamıştır.Modern Dünyada Dilin Dijitalleşen TehdidiGeçenlerde evlilik danışmanlığı yürüten bir meslektaşımın anlattığı bir olay, modern çağın dil afetlerini ne kadar güzel özetliyordu. Çiftimiz, gün boyunca telefon üzerinden mesajlaşırken birbirlerinin yazdığı düz cümleleri 'soğuk ve öfkeli' olarak yorumlayıp akşam eve geldiklerinde büyük bir kavgaya tutuşuyorlardı. Oysa ortada somut bir problem yoktu; sadece yazılı dildeki o vurgu eksikliği, zihinlerdeki olumsuz senaryolarla birleşmişti. Günümüz dünyasında evliliği tehdit eden unsurlar arasında yer alan bu hızlı, düşünmeden yazılan veya söylenen kelimeler, ilişkileri saniyeler içinde sabote edebiliyor. Dilin afeti artık sadece ses tellerimizden çıkanlar değil, klavyeden dökülen parmak uçlarımızdaki kelimelerdir.Psikolojik Açıdan Dil Afetleri ve Bilişsel ÇarpıtmalarBilişsel Davranışçı Terapi (BDT) perspektifinden baktığımızda, eşlerin birbirine yönelttiği 'Sen zaten hep böylesin', 'Asla beni anlamıyorsun' gibi genellemeler aslında birer bilişsel çarpıtmadır. Bu tür toptancı ve suçlayıcı ifadeler, partnerin savunmaya geçmesine ve aradaki köprülerin tamamen yıkılmasına sebep olur. Psikoloji dünyasında, sağlıklı bir birlikteliğin sırrının devasa jestlerde değil, günlük hayatta eşlerin birbirine gösterdiği küçük ilgi anlarında, yani duygu dünyalarına 'yönelme' çabalarında yattığı bilinir. Eşlerin birbirini can kulağıyla dinlemesi, empati kurması ve hislerini yargılamadan kabul etmesi, modern psikiyatrinin de üzerinde durduğu en temel iyileşme yöntemidir. Yaşanan aile ve evlilik sorunları incelendiğinde, bu sorunların temel kaynağının sevgisizlikten ziyade, o sevgiyi aktaracak yapıcı bir dil becerisinin yoksunluğu olduğu açıkça görülmektedir.Gıybetten Siteme Yuvayı İçten Çürüten KelimelerEşler arasındaki bir diğer büyük dil felaketi de özel kalması gereken meselelerin üçüncü şahıslara taşınmasıdır. Eşinin bir kusurunu başkalarına anlatmak, aile içi sırları ifşa etmek hem güven bağını yok eder hem de dini açıdan ağır bir vebal taşır. İlişkide yaşanan ufak bir tartışmayı hemen anne babaya veya arkadaş çevresine taşımak, eşler arasındaki mahremiyet kalesini yıkar. Bu durum, İslam'ın kesin olarak yasakladığı gıybet ve dil afetleri kapsamına girerek yuvadaki bereketi de alıp götürür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), dilimizi hayra alıştırmanın ve gerekirse sessiz kalmanın önemini sarsıcı bir düsturla bizlere öğretmiştir:"Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sussun." (Buhari, Edeb 31; Müslim, İman 74)Eşlerin birbirine karşı dürüst, şeffaf ama aynı zamanda örtücü ve koruyucu olması gerekir. Dilini sadece doğruları, güzellikleri söylemeye alıştıran bir insan, farkında olmadan evine de bir huzur esintisi taşımış olur.Eşler Arası İletişimi Şifalandıracak Günlük Pratiklerİlişkideki yıkıcı dil kalıplarını kırıp yerine merhamet ve anlayış dilini inşa etmek sanıldığı kadar zor değildir. Günlük hayatın akışında uygulayabileceğiniz şu pratik adımlar, eşinizle aranızdaki bağı yeniden kuvvetlendirebilir:'Sen' yerine 'Ben' dili kullanın: 'Beni hiç dinlemiyorsun' demek yerine, 'Kendimi tam ifade edemediğimi hissediyorum, beni dinlemene ihtiyacım var' diyerek duygunuzu paylaşın.Tepki vermeden önce üç saniye durun: Tartışma anlarında öfkeyle hemen cevap vermek yerine derin bir nefes alın ve kelimelerinizin karşı tarafta bırakacağı izi düşünün.Günlük takdir seansları yapın: Eşinizin ev veya iş hayatı için yaptığı en küçük bir fedakarlığı bile fark edin ve ona açıkça teşekkür edin.Dijital detoks uygulayın: Eve geldiğinizde ilk yarım saat telefonları bir kenara bırakarak sadece eşinizle göz teması kurup gününün nasıl geçtiğini samimiyetle sorun.Bu küçük ama istikrarlı adımlar, dilden dökülen şifalı kelimelerle aranızdaki merhamet bağını asırlar öncesinden gelen o kutlu nebevi ahlakla yeniden inşa edecektir.

44.774
Evlilikte Haklı Çıkma Arzusunu Yenmek
İslami Evlilik ve Aile Hukuku

Evlilikte Haklı Çıkma Arzusunu Yenmek

İnsan ilişkilerinin en hassas imtihanlarından biri, bir başkasının hatasını veya yanlış düşündüğü bir hususu fark ettiğimiz o ilk saniyede başlar. İçimizden gelen güçlü bir dürtü, bizi o hatayı düzeltmeye, karşı tarafın eksiğini yüzüne vurmaya ve kendi bilgimizi ispat etmeye zorlar. Ancak bu dürtüye teslim olmak, samimi bir düzeltme çabasından ziyade, nefsin gizli bir üstünlük kurma arzusundan beslenir. İletişimde sürekli haklı çıkma hırsı, muhatabımızı kazanmak yerine aradaki bütün samimiyet köprülerini yıkan en büyük manevi engellerden biridir.Öfkeyi Körükleyen Tartışma SarmalıGündelik hayatta ikili ilişkilerde sıkça karşılaştığımız üzere, münakaşalar nadiren bir gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet eder. Çoğu zaman taraflar kendi tezlerini savunurken öfkeyi kabartmaktan, kendisine itiraz edilen kişinin konuşmasını -ister hak, ister batıl olsun- mümkün olduğu kadar takviye etmeye teşvik etmekten uzak değildir. Kendisine itiraz edilen kişi aklına gelen her şey ile itiraz edeni tenkit eder. Böylece iki tartışmacının arasında şiddet gittikçe kızışır. Tıpkı birbirine hırlayan iki köpeğin arasındaki sürtüşmenin kızışması gibi... Onların her biri diğerini ısırmaya fırsat kollar. Ceza bakımından daha büyük ve arkadaşını susturmak hususunda daha kuvvetli çıkışlara yeltenir. Bu durum, kalbin manevi duruluğunu tamamen gölgeler ve insanı kendi egosunun esiri haline getirir.Nefsteki Yırtıcı Sıfatı Kırmakİletişimimizi çıkmaza sokan bu yıkıcı sarmalın tedavisi ise, kendi faziletini belirtmeye zorlayan, başkasını kusurlu ve eksik göstermeye iten yırtıcılık sıfatını kırmaktır. Nitekim bu, kibir, ucub yani kendini beğenme ve öfkenin kötülüğünü anlattığımız manevi terbiye esaslarında açıkça görülmektedir. Çünkü her manevi hastalığın tedavisi, onun sebebini kökten silmekle olur. İlişkilerde sürekli itiraz ve münakaşa etmek ise bizim bahsettiğimiz bu gizli kibir ve kendini üstün görme hastalığından kaynaklanır. Sonra ona devam etmek de onu insanoğlunda âdet ve tabiat haline getirir! Öyle ki, artık bu hastalık nefiste yerleşir ve bu hastalığa karşı sabretmek artık zorlaşır. Bir kere bu alışkanlık yerleştiğinde, insan her mecliste muhalefet edecek bir nokta aramaya başlar.Büyük Alimlerin Dilinden Münakaşa Mücadelesiİslam büyükleri, dilin bu sinsi afetine karşı her zaman tetikte olmuşlar ve talebelerini de bu yönde eğitmişlerdir. Fıkhın büyük dehası Ebu Hanife ile onun takva abidesi talebesi Davud et-Tai arasında geçen şu ibretli diyalog, nefisle mücadelenin ne kadar çetin olduğunu gözler önüne serer:Ebu Hanife (rh.) Şöyle sordu: “Sen neden inzivaya çekilmeyi seçtin?” Davud et-Tai: “Münakaşayı terk etmek suretiyle nefsimle mücadele etmek için inzivayı seçtim.” Ebu Hanife: “Meclise gel. Söylenilen sözü dinle. Konuşma.” Davud et-Tai: “Ben bunu yaptım. Bana bundan daha güç gelen bir mücahede görmedim.”Bir mecliste bulunup da hatalı veya eksik bir sözü duyduğu halde, kendi bilgisine mağrur olmayıp susabilmek, nefse adeta ağır bir yük gibi gelir. Hakikat Hz. Davud (a.s)’ın (İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Hem peygamber, hem sultan, yani hükümdardı.) dediği gibidir. Çünkü başkasının yanlışını gören bir kimsenin, o yanlışı düzeltmeye veya belirtmeye gücü olduğu halde, orada sabretmesi cidden zordur. Bu zorluğa sabretmenin mükafatını ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu müjdeyle bizlere duyurmuştur:“Haklı olduğu hâlde bile çekişmeyi (münakaşayı) bırakan kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim.” (Ebu Davud, Edeb 7, Hadis No: 4800)Tartışma Arzusunu Kontrol Altına Almanın Pratik YollarıGündelik yaşamda veya aile içinde fikir ayrılıkları yaşadığımızda, kendimizi kontrol altında tutmak ve dili muhafaza etmek için uygulayabileceğimiz bazı somut adımlar şunlardır:Niyetinizi Sorgulayın: Bir hatayı düzeltmeye yeltenirken amacınızın hakkı ortaya çıkarmak mı, yoksa kendi bilginizi kanıtlayıp nefsinizi tatmin etmek mi olduğunu kendinize dürüstçe sorun.Yumuşak Bir Üslup Seçin: Eğer bir konunun doğrusunu anlatmak elzem ise, bunu kırıcı ve yargılayıcı ifadelerle değil, nezaket çerçevesinde ve incitmeden dile getirin.Duraklama Kuralını Uygulayın: Karşı taraftan hoşunuza gitmeyen bir fikir duyduğunuzda hemen cevap vermeyin; derin bir nefes alıp üç saniye beklemek refleksif öfkeyi dindirecektir.Sessizliğin Gücüne İnanın: Haklı olduğunuz durumlarda dahi tartışmanın uzayacağını hissettiğiniz an konuyu tatlıya bağlayıp geri çekilmeyi manevi bir kazanç olarak görün.

23.506
Psikolojik Açıdan Yeni Evlilere Öğütler
Eşlerin Hak ve Sorumlulukları

Psikolojik Açıdan Yeni Evlilere Öğütler

### İlahi ve Nebevi Rehberlik "Şüphesiz ki Allah refiktir (yumuşaktır), rıfkı sever ve sertliğe vermediği şeyleri rıfk ile muameleye verir." Bu hakikat, yeni evlilere öğütler konusunda bizim en temel yol haritamızdır. İslam'ın evlilik ve aile hayatına koyduğu ölçüler, fıtratımızla tam bir uyum içindedir. ### Alimlerin ve Ariflerin Dilinden İbn Sina, ruh sağlığı ve bedensel huzur için mutlu bir aile ortamının şart olduğunu, stresin sevgiyle aşılabileceğini vurgular.

41.267